UA-36062800-1
Semih Şentürk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Semih Şentürk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ocak 2013 Pazar

Karanlıktan Aydınlığa!



   
      Öncelikle maçtan öncesi düşündüğüm; Kuyt haftalardır formsuzdu ve bence 11'de olmayı hak etmiyordu.. Sene başında enerjisiyle azmiyle takıma büyük katkı veriyordu. Ama düşüşe geçti ve enerjisi üst düzeyde olmadığında, kısır oyunuyla kahrı çekilmiyor.


     Fenerbahçe maça bu sezon deplasmanda sadece Akhisar'ı yenebilmiş bir takım olarak çıktı. Şaka gibi evet ama gerçek ne yazık ki!..

Moussa Sow
  Aykut Kocaman deplasman fakirliğinin üzerine, bir de son dönem her maç abuk subuk goller yiyerek, geriye düşen takımına güvenmemiş olacak ki, Gaziantep önüne sahada Kuyt ve Sow dışında tamamen savunma yönü daha gelişkin oyuncularla  çıktı .. Son haftaların parlak oyuncusu Salih'i, bu zor deplasmanda kulübede bırakarak, ilk golü yemeyeceğini düşündüğü onbiri sahaya sürdü.

     Mehmet Topal ve Maldonado günündeki Cristian, oyuna verimlilik katmaktan uzaktılar. Bu ikili de, Meireles de rakip ceza alanına yanaşmadılar. Topu genelde Fenerbahçe'ye bırakıp, Turgut Doğan Şahin'le hızlı çıkmaya çalışan Gaziantep karşısında ; topla oynayan takım Fenerbahçe olsa da; Sow'un stoperler arasında ezildiği, top alamadığı bir ilk yarı izledik.


Sow Rövaşata Sonrası Topu Takipte
          İlk yarıda Fenerbahçe adına akılda kalan, Sow'un  alıştığımız rövaşatalarından biriydi sadece. Normalde herkesin kontrol etmeye çalışacağı yükseklikte ve çaprazdan rövaşata vuran Sow; öngörülmesi zor bir futbolcu. Direği sıyıran top, bence kaleyi bulsa gol olurdu. 42'de Gaziantep'in attığı gol öncesi Meireles'e yapılan faulde, çizgide sıkışık alandaki Kuyt'a giden topta, hakem ilginç bir avantaj uygulaması yaptı. Kuyt da doğal olarak kaptırdı. Arkasından Mehmet Topal, Kuytın kaptırdığı topa müdahalede gecikti. Soldan koşan Turgut Doğan ile göbekten gelen Şernas arasında karar veremeyen Egemen; göz göre göre ıskalayınca, iyi vuran Şernas topu filelere astı. DK 42

       Bu ıskayı Egemen'e yakıştıramadım. Ya dengesini koruyup ayakta kalarak ikinci hamleyi yapabilir halde kalmalıydı, ya da kayınca o topu kesebilmeliydi. Tabii  topu süren Turgut Doğan'a, peşinden koşan Orhan'ın yetişeceğine güvenmediği de her halinden belliydi.. Egemen hafta içi oynanan maçta iyiydi. Hazır Yobo Afrika Uluslar Kupası'ndayken, düzenli oynayarak Yobo'nun formasını kapma fırsatı varken, istikrarını sağlamalı bir şekilde. Oysa o maç boyu adeta Volkan'a yapışarak, hatların birbirinden kopuk oynamasına neden oldu bugün sadece.


Mehmet Topal



      Gökhan'ın olmadığı zamanlarda sağ bek tercihi Mehmet Topuz olmalı.  Orhan Şam Fenerbahçe'nin oyuncusu falan değil! Yeterince çabuk değil, pozisyon almayı bilmiyor, adam geçemiyor. Kafasında düşündükleri de nadiren ayaklarına yansıyor.. Gol olan pozisyondan önce, bir kez de Bekir'i iki adamla öyle bir yanlız bıraktı ki; bu da çok rahat gol olabilirdi. Golün de neredeyse kopyası gibi bir pozisyondu. Doğan Şahin onu her pozisyonda haşat etti, sürekli arkasına sarktı.

         Topuz'u oyun tarzı olarak Hamit'e benzetmişimdir hep. İkisinden de güçlü olduklarında ne alacağın bellidir. Hamit'in de geçmişte sağbekte verimli oyunlar çıkardığını hepimiz biliriz. Güven aralığı açısından Cristian'ı değerlendirdiğimizde mesela, sıkıntı çok büyük.
      

         Mehmet Topuz'un yıl sonunda sözleşmesi bitiyor. Hatta sözleşme yenilenmeyeceği ve onun Kayseri'ye döneceği iddiaları bile var. Ben kalmalı diye düşünenlerdenim. Topuz sakatlık sonralarında, kondüsyonu düşük olan zamanlar dışında, güven aralığı yüksek bir futbolcu. Sahaya sürdüğünde ne alabileceğini üç aşağı beş yukarı tahmin edebiliyorsun. 
        
      İkinci yarıya Semih Şentürk'ü alarak başlayan Fenerbahçe, ilk yarıdan farksız bir görüntü sergilerken, ev sahibi ekip kontra ataklarda cömertce pozisyonları harcadı. Semih aldığı topların genelini olumlu kullansa da ,arkadan ve kanatlardan yeterli destek gelmeyince boşa çırpındı başlangıçta..

       54. dakikada Mehmet Topuz'u bir duran topta geride tek başına bıraktılar. Dönen pozisyonda çok ilginç bir şekilde Topuz ikiye bir yakalandı.Deparla kulvarı kapatan Topuz  , Cenk'in koşusunu müthiş karşıladı. Cenk topu çekip içeriye pas atsa, gol olurdu. Ancak o açıyı daraltan Topuza rağmen vurdu, dışarı gitti! Mehmet Topuz bir oyuncunun yapabileceği en başarılı savunmayı yaptı, derslikti.

     65'te sağdan hareketlenen Mehmet Topal, kayarak dokunduğu topu Sow'a aktardı, Sow da dönerek yaptığı vuruşla Fenerbahçe'nin skoru dengelemesini sağladı.

        71'de Doğan Şahin bu pozisyonda solda topu iki kişiden söktü ,topu sürdü, çaprazdan uzak doksana müthiş vurdu. Son dönemde performansını eleştirdiğim Volkan'ın kurtarışı harikaydı, adeta fotoğraf çektirdi.


       75. dakikada oyuna Caner'in girmesiyle hareketlenen Kanarya, 82'de Semih'le golü buldu ve mücadeleyi 2-1 kazandı. Son haftaların başarılı ismi Salih de son bölümde , Moussa  Sow'un yerine girerek, topun Fenerbahçe'de kalmasına katkı vermeye çalıştı.




                                  Maçın yıldızı tartışmasız Semih
        
     3 maçtır maça bariz etki ediyor .  Elazığ maçında 2-0 dan 2-2 yi bulan Fenerbahçe'nin hırsı ve oyun zekası olmuştu, hafta içi gol atan ayağı oldu, şimdi ise hem oyunu düzelten, hem de maçı kurtaran golü atan!

       Bir güzel gol fırsatı daha düştü önüne sol ayak içiyle vurdu. Sol çaprazdan kaleciye nişanladı, üstüyle vurabilseydi muhtemel girerdi. Ama o pozisyona da Semih giriyor işte, Bazı futbolcuları top sever görünür, oysa doğrusu futbolcu doğru pozisyon almayı bildiği, sezgilerinin güçlü olduğudur. Helal sana Genç Semih! Böyle devam..

      Attığı golde; defans arkasına ofsaytı da kollayarak harika sarktı, kayarak bu kez sol ayağının üstüyle vurdu. Kaçırdığı pozisyonda sol ayağıyla vurmasına kızanlar oldu, Semih sol ayağıyla plase bile yapabilen bir futbolcu, bilmiyorsan sus be arkadaş!



          Bu güzel fotoğrafları http://www.trtspor.com.tr/GaleriResim.aspx?Gid=684#/0 adresinden aldım.

24 Ocak 2013 Perşembe

Bursa Maçına ve Fenerbahçe'nin Gençlerine Dair

           Ziraat Türkiye Kupası A Grubu'nda oynadığı ilk 3 maçı kazanarak lider olan Fenerbahçe, 4. maçında Bursaspor'u sahasında konuk etti. 3-0 Fenerbahçe galibiyetiyle sonuçlanan maçta, cezasını tamamlayan Raul Meireles formasına kavuşurken, altyapıdan gelen Beykan Şimşek, ilk resmi maçında gol atarak, Fenerbahçelileri ümitlendirdi. Fenerbahçe'nin diğer iki golü Semih Şentürk'ten geldi.
 



           
           Maçtan önce Migros Tribünü'nde, grup Cadde'nin açtığı pankart tam da Fenerbahçeliler'in duygularına tercüman oluyordu.

           Fenerbahçe'de  Yobo Afrika Uluslar Kupası için milli takımda olduğu için,Mehmet Topuz ve Gökhan Gönül'ün kırmızı kart cezalarından dolayı, Sezer Öztürk de sakat olduğu için bu maçta kadroda yer alamadılar.

           Rakibe nazaran daha iyi başlayan Fenerbahçe, daha 5. dakikada Salih Uçan'ın harika ara pası ile kaçan Semih'le gole yaklaştı, fakat Semih Şentürk topu Scott Carson'a nişanlayınca mutlak bir golden oldu.

           25'te bu kez seken topa ceza sahası dışından, sağ ayağının dışıyla harika bir şut atan Salih Uçan'ın şutu direkte patladı, girse harika bir gol olacaktı.

           İlk yarım saatte, Bursaspor Fenerbahçe'nin hızlı çıkmak istediği her pozisyonda, bazıları kartlık olan fauller yaptı. Kuddusi Müftüoğlu bunların hiçbirinde kartına başvurmamasının yanı sıra, bazılarına faul bile çalmayarak, Bursaspor'un sertliğine prim tanıdı. Kuddusi Müftüoğlu'nun her stadı Fenerbahçe için deplasmana çevirmek gibi bir yeteneği vardır! Raul Meireles'in sarı kartlık pozisyonunu ise atlamadı.

           Meireles'in dönüşü memnuniyet verici.. Futbol aklı üst düzey olan Raul, yine pas alışverişinde , rakibe baskıda , pozisyon almada farkını gösterdi.

           Egemen'in de Fenerbahçe'ye transfer olduktan sonra ortaya koyduğu, en iyi performans dün ortaya koyduğuydu, hatasız oynadı.

 
           Miroslav Stoch bildiğimiz gibi.. Hiç bir katkısı yok. Mücadele yok, yardımlaşma yok, zeka yok!
            Dün yine birşey vermezken, Ferenc Puskas Ödülü sonrası da, bir Rus kulübüne kakalanamaması büyük talihsizlik.
           Hani teklif edildiği ve Fenerbahçe'nin reddettiği söylenen 10 milyon eurolar falan değil, 5-6 milyon euroya hemen satılmalı! Yok yani bu adam bu kadar.. Geldiğinden beri bir arpa boyu yol almadı Stoch.


     
           Salih'in pasıyla topla buluşan Semih'in ortasını Bursaspor defansı elle kesince, Fenerbahçe penaltı kazandı. Fenerbahçe 1 yıl sonra ilk kez penaltı kazanmış oldu. Taraftar atışı günün başarılı ismi Salih kullansın diye tezahürat yapmasına rağmen Salih penaltı noktasına gitmedi. Atışı kullanan Semih topu ağlara yolladı. (1-0) İlk yarı bu şekilde sona ererken, Bursaspor adına dikkat çeken oyuncu, N'Diaye yerine alınan Edu idi.  
           İkinci devrenin başında Selçuk Şahin'in yerine giren Cristian Baroni, önceki maçlardakinin aksine , Salih ile alan paylaşımı konusunda daha iyiydi. Bu değişiklik takımın pas kalitesini de bir seviye daha arttırdı. Fenerbahçe savunmasının da orta sahaya ayağa çıkmaya çalışmaları; bu maçta dikkatimi çeken bir başka durumdu. 


           
           Semih Şentürk fizik olarak hala gereken düzeyde değilse de, Fenerbahçe'nin oyununa zeka ve mücadele hırsı katıyor. Moussa Sow'un alternatifi ya da başka bir gol silahına sahip olmak bakımından, Semih'in daha fazla süre almayı sürdürmesi gerekiyor. Biraz morallenmiş, maç sonundaki açıklamaları da bunu destekler nitelikteydi.





           61'inci dakikada Bursasporluların uzaklaştırmaya çalıştığı top, baskı yapan Semih Şentürk'ün  ayağına çarpıp, yaklaşık 30 metreden ağlara gitti (2-0) Golden sonra kusura bakma bilerek atmadım der gibi, mahcup bir halde yanına gittiği Scott Carson'ın trip atması tribünleri kahkahaya boğdu.
           Dakika 62'de Sow'un yerine Kuyt, 73'te de  taze kan olarak , Stoch'un yerine genç Beykan Şimşek oyuna girdi..


           Fenerbahçe kontratağında topla buluşan Semih, bekletmeden topu solundaki Beykan'a aktardı. Beykan bekletmeden, harika vurdu. Beykan Şimşek uzun zamandır dikkat çeken bir isimdi. Devre arasında Antalya kampına katıldı, geçen hafta Elazığspor maçında da kadrodaydı ancak oyuna dahil edilmemişti.Dün ilk resmi maçında muazzam bir gol atan Beykan Şimşek'in sevinci görülmeye değerdi. Baroni'nin omuzlayarak tribünlere götürerek alkışlattığı Beykan Şimşek, şüphesiz ki günün en mutlu ismiydi.. Golden sonra da hem pası verdiği için, hem de kendi gibi altyapıdan gelen oyunculara verdiği destekten dolayı Semih Şentürk'ü aramış, heyecandan bulamamış bir an!

           
           
           Fenerbahçe'nin Bursaspor'u 3-0 mağlup ettiği karşılaşmanın son golünü kaydeden genç futbolcu Beykan Şimşek, maçın ardından açıklamalarda bulundu:       
           "Gerçekten şu anda anlatılamayacak kadar mutluyum. Böyle güzel bir gol atmak, böyle bir statta özellikle mükemmel oldu benim için."
           Fenerbahçe formasıyla adını duyuran Beykan, gelecek hedefleri olduğunu belirterek, "Genç bir oyuncu için ilk hedef çıktığı takımda kalıcı olabilmektir. Ben de ilk etapta Fenerbahçe'de kalıcı olarak forma bulmak istiyorum uzun vadede. Sonrasında da tabii ki benim de büyük hedeflerim var." diyerek sözlerini noktaladı.

           Bunlar gayet olgun açıklamalar. Ben alt yaş takımlarından Beykan Şimşek'i tanıyorum. Beykan alt yapılarda yaşça kendisinden büyüklerin arasında oynuyordu. Yeteneğini biliyordum, ama bana hınzırlığı pek seven bir çocuk gibi görünüyordu. Futbolunda belirgin eksiği normal olarak fiziksel özellikleri.. Ama iki yıl önce yaptığı şu röportajı okuduktan sonra fikrim değişti benim.. Aklı başında bir çocuk olduğuna, adam olacağına daha bir inandım.   bkz. Beykan Şimşek Röportajı



 

           Salih çok özel bir çocuk, bugün attığı direkten dönen şuttan okumak mümkün. Geçtiğimiz maçlarda Salih'in pas hataları konuşulduğunu duydum. Oysa Salih Uçan'ı etkin pas denemesi %'sine bakarak değerlendirmek lazım. Recep Niyaz kadar yetenekli değil belki ama daha hazır. O mesela bugünkü şutu atabiliyor, ama Recep Niyaz Trabzon maçında daha müsait pozisyonda, şut atmak yerine pas vermişti.  Oysa vursa gol olacaktı! Bir yandan da Recep Niyaz'ın henüz 17 yaşında olduğunu unutmamak gerek! Salih TFF 1 ligde edindiği deneyimle, oyun sertliğine Recep'ten çok daha alışkın. Türkiye'de oyun hızı, atletizm ve kalite manasında değil, ama oyun sertliği anlamında; lig küçüldükçe zorluk büyür. Amatör liglerde kasti tekme de, tükürme de küfür de vardır mesela.. Her durumda farklı olan Salih'in durumu. Doğal olan ise, 17-19 yaşlarındaki futbolcuların özgüven açısından Salih seviyesinde olmamaları..
                
           Recep Niyaz bir yıllığına ya da bir buçuk yıllığına , TFF 1'inci ligde bir takıma kiraya verilerek profesyonel futbol sertliğine alışması sağlanmalı. Ayrıca bu maç sayısını arttırarak özgüven konusunda aşama kaydetmesini de sağlar.. Kiraya verilecek takımı bilemiyorum, ama kendisini tanıyıp isteyen, eğitmen yönü ağır basan bir antrenöre teslim edilmeli. Manisaspor'a kiraya giden, orada Ersun Yanal ile çalıştıktan sonra, Galatasaray'a dönüp ilk 11 oyuncusu olan Arda Turan örneğindeki gibi..

           Sahada ne zaman ne yapacağını bilen ve bunu sakinlikle yerine getiren bir futbolcu Salih Uçan.. Saha görüşü, pas şiddetini ayarlayışı enfes. Sık sık Oğuz Çetin gibi, top sıkıştığı anlarda tüm takımın sorumluluğunu almaya kalkıyor , 5 dakikada Semih'e attığı ara pası da Semih Carson'a nişanlayınca mutlak bir asist istatistiğini ıskalamış oldu bunun yanında fizik kalitesi Oğuz'un onun şimdiki yaşından 6-7 yıl sonra yakaladığı seviyede şimdiden gelmiş durumda! Oğuz Çetin'in Osieck gelene kadar defansif anlamda da sorumluluk aldığını görmemiştik, Salih ise sık sık pas arası yapıyor, sık sık arada kalan topları söküyor ve topu kazandığında ne yapacağına dair bir fikri oluyor! Salih, eleştiriye de, ıslıklanmaya da, herşeyden önemlisi, övülmeye de hazırlamış gibi kendini. Allah sakatlıklardan korusun...



Beykan Şimşek, Aykut Kocaman Posteriyle



Beykan Şimşek




Semih Şentürk&Raul Meireles

16 Ocak 2013 Çarşamba

Trabzonda Olanlar ve Göksu Alhas Olayı Üzerine!


      Trabzon her zamanki Trabzon, her ne kadar Galatasaray maçındaki dengesizlikleri de akıllarda kalmışsa da, Fenerbahçe olunca hepsi birer canavara dönüşüyorlar!

      Herşeyin böyle olacağını tahmin etmek için kahin olmak gerekmiyordu elbette.. Stadyumda Volkan Demirel'e bıçak atıldığında ,''Ne bilelim evden getirmediğini..'' diyebilen birinin yönetici olduğu bir kulüpten söz ediyorum, ilginç hiç bir şey yok elbette! Ogün Samast için bereyle maça gelenler, her maçta tribünlerde akla hayale sığmaz pankartlar asanlar, (sahaya attıklarından bahsetmeye bile değmez) soyunma koridorlarında rakip futbolculara, stad güvenlik elemanlarıyla birlikte saldırmış yöneticiler, zamanında Fenerbahçe'ye imza atan Gökdeniz'e ''Gidersen sıkarız dizine, bir daha futbol oynayamazsın.'' diyenler derken saymakla bitmez vahşet detaylarından söz edilebilir.

          6222 çıktı, ama ne kanundan önce ne de kanun çıktıktan sonra, organize bir şekilde bu futbol oynanamaz hale getirilen, kulüp ve şehir için yaptırım uygulanmıyor, haliyle gram ilerleme de olmuyor.. 

       Her fırsatta halkı kışkırtan yöneticiler, durumu normalmiş gibi lanse etmeye çalışan 'gazeteciler' için her hangi bir sorun çıkmadığı gibi, bu insanlar aranan çalışanlar durumundalar.


    Maç başladığı andan itibaren, yine sokulması uygun olmayan pankartlar stadyumdaydı. Küfür kıyamet ve bitmeyen yabancı madde yağmuru da, her zamanki kıvamındaydı. Fenerbahçe de maç boyu durumu idare eder şekilde oynamaya niyetli gibiydi. Ta ki iyice kontrolden çıkana kadar, Fenerbahçe idare etti durumu. Son bölümde biraz seyircinin hareketlendirmesiyle canlanan Fenerbahçe sahadan Smih Şentürk ve Kuyt'ın golleriyle 2-0 galip ayrıldı.



-F.BAHÇE’nin attığı gol sonrası Aykut Kocaman’ın başına bir taş atıldı… Fenerbahçe Teknik Direktörü bir an panikle elini kafasına götürüp kan olup olmadığına baktı. Ve ellerini iki yana açarak sordu: “Neden yapıyorsunuz?” Bir süre tribünlere baktı. Ardından tepkiler yükselince geri döndü…
  


   Aykut Hoca gibi bir adama bile böyle şeyler yapılması cidden inanılmaz!






  Hatırlanacaktır, bırakın taş yemeği tepki aldığı Beşiktaş tribünlerine, Fatih Terim böyle cevap vermişti.. İki resim arasındaki farklar saymakla bitmiyor yani!
      Fenerbahçe'nin en dikkat çekici oyuncusu Salih Uçan idi. 19 yaşındaki genç oyuncu, bu sene kupada bolca şans buluyor, giderek de daha iyi oynuyor.
     
        Box to box nasıl olur herkese gösteren Salih, dikine oynuyor, ikili mücadele kazanıyor. Kaybettiği topu kovalayıp doğru pozisyon almayı da başarıyor. Dün sahada uzun süre uyuklayan abilerine nazire yapar bir performans sergiledi.Yakında formayı bileğinin hakkıyla alır böyle giderse. Fenerbahçe gibi bir kulüpte genç futbolculara sıkça şans vermek elbette zor, ama bir de Salih gibi zorla şans alanlar var, doğru yol da bu olsa gerek!

        Bir not da Semih Şentürk'e düşelim. Bir miktar güçlendiği görülüyor, yeterli değil ama aşama yapmış. Kısa süre içerisinde kendi performansını yakalamazsa hiç şansı kalmayacak, hatta belki önümüzdeki günlerde gönderilmesi bile söz konusu olabilir!
         
        Kupada F.Bahçe ile eşleştiklerinde,twittera “Biz onlarla PTT 1. Lig’de oynamayı bekliyorduk” diye yazan 1461 Trabzonlu Göksu’ya sarı lacivertli futbolcular, elini sıkmayarak tepki göstermişler. Göksu bu tweeti , Fenerbahçe ile 1461 Trabzon takımı aynı gruba düşünce söylemişti. Doğal olarak da bu Fenerbahçelilerin büyük tepkisini çekmişti, anlaşılan Fenerbahçeli futbolcular da bilip-bilmeden ezbere konuşarak, sahada kendisiyle aynı işi yapan insanların emeğine saygı duymadığını ortaya koyan, Göksu Alhas'a tepki vermişler.

        Göksu, maçın devre arasında olayı arkadaşlarına anlatırken, çok üzüldüğünü, şaşırdığını ve seremoninin sonuna doğru kendisinin de elini indirdiğini söylemiş. Ben kendi adıma hiç de kolay kazanılmayan bir şampiyonluk hakkında ileri-geri konuşan Göksu Alhas'a tepki olmasına, neden şaşırdığını, neden üzüldüğünü anlayamadım ,gerçekçi ve samimi de bulmadım. 

        Dahası takım arkadaşlarından da bu ilginç tavra destek gelmesi olmuş. Sercan Kaya ve Abdullah Halman, “Göksu kardeşimizin elini sıkmayanlar ikinci maçta bize el uzatmasınlar” derken, Barış Memiş, “Sen onlardan yüreklisin. Biz de onların elini sıkmayız kardeşim” diye yazdı. Sıddık İstemi ise, “Göksu bana devre arasında olayı anlattığında inanmak istemedim. Şimdi TV’den izledim. Yaptıkları çok ayıp” gibi ilginç  ifadeler kullanmışlar. Bu adamların hepsi profesyonel futbolcu mesela. Ya savundukları tavrın ne kadar çiğ ve sağlıksız olduğunu, idrak edebilecek kapasitede değiller, ya da birileri onlara bu tavrı göstermeleri için görev veriyor ciddi ciddi. Sercan Kaya'yı da hatırlarsınız. Şu şike iddiası olan sezonda  durduk yere kendini yere atıp, Trabzonspora golü attıran, ödül olarak Trabzonspor'a transfer edilen genç çocuk vardı ya o işte. Şimdi de kirada ya, Trabzonspor'u ne kadar sahiplendiğini göstermek istiyor belki de! Oysa yetenekli biri, bilekleri çok iyi mesela.

        Bu davranışlar bu sözler, hiç şüphesiz Dünya'da empati yeteneğinden bu kadar yoksun insanların ,bu kadar özenle bir araya getirilmesi bakımından çarpıcı bir örneklerdir.

        Trabzon’daki internet forumları ve haber sitelerinde de olay geniş yer buldu. Bazı taraftarların forumda, “Bu ülkede adalet işlemediği sürece bu olayları daha çok yaşarız” ve “Göksu’nun elleri kirlenecekti. Yazık çocuğa” demeleri de ilginç mesela. Varsayalım ki onlar haklılar, Fenerbahçe gerçekten şike yapmış, hakları yenmiş diyelim. O durumda da maçı satın alan orada Göksu'nun elini sıkmayan futbolcu muydu ki , o suçlu ve kirlenmiş mi oluyor hiç bir şey yapmadan?

        Dahası basın tribününde bile ilginç olaylar olmuş 

İLK yarının sonunda 1461 Trabzon kalecisi Fatih ile Stoch arasındaki ikili mücadelenin ardından büyük bir gazetenin Trabzon muhabiri çıldırdı ve küfürler savurmaya başladı… Kimse onu teskin etmeye çalışmıyor ve aksine küfürlere çevresindekiler de katılıyordu. Küfürlerden hakem Suat Arslanboğa, Aykut Kocaman, Stoch nasibini aldı… Bu gazetecinin küfürleri maç sonuna kadar sürdü…

- Maçın sonlarında Fenerbahçe 1-0 öne geçince arka taraftan bir ses yükseldi: “Cristian’ın ayağını kırın. Salih’e vurmayın. O daha küçük…” Bu sözleri duyunca şaşkınlık içinde geriye döndüm. Kim diye bakmak istedim. Bu sırada tepki bana yöneldi: “Rahatsız mı oldun? Şikeden rahatsız olmuyorsunuz ama...”

- Maçın sonlarında Fenerbahçe 1-0 öne geçince arka taraftan bir ses yükseldi: “Cristian’ın ayağını kırın. Salih’e vurmayın. O daha küçük…” Bu sözleri duyunca şaşkınlık içinde geriye döndüm. Kim diye bakmak istedim. Bu sırada tepki bana yöneldi: “Rahatsız mı oldun? Şikeden rahatsız olmuyorsunuz ama...”

-Devre arasında FBTV çalışanlarını dövmek amacıyla arayan 'gazeteci' ler varmış!

Basın Tribününde olanlar Ahmet Ercanlar'ın kaleminden

        Toplum algısı yönetenler, adaleti sağlamaktan sorumlu kişi-kurum ve kuruluşlar, topluma ne kadar sağlıksız şeyler yüklemişler, yukarıdaki bakış açısında bunu buram buram koklamak mümkün!

        Maç sonrası doğal olarak Fenerbahçe cephesinden gelen eleştiriler karşısında da, 12 Mayıs 2012'de devletin polisine saldıran, arabaları ters çeviren Fenerbahçelilerden söz etmişler! Beyler gerçekten hala 12 Mayıs 2012'de olanların bir polis terörü olduğunu fark etmemiş, kavramamış olan var mı yahu? Bu utanç verici olayları bir de , mağdura yükleyerek daha kötü kendilerini rezil ediyorlar onu da ekleyelim.
       

29 Aralık 2012 Cumartesi

Eren Derdiyok Olası Fenerbahçe Transferi

Eren Derdiyok-Hoffenheim
         
               Malum Fenerbahçe Moussa Sow'un yokluğunda, formsuzluğunda ya da yorgunluğunda yerini alabilecek kadar iyi durumda bir golcüye sahip değil! Ne Semih eski Semih, ne de Bienvenu rotasyonu zorlayabilecek düzeyde!

Semih Şentürk

               Durum bu olunca , Semih ve Bienvenu'nün gönderilip, yerlerine en az bir hatta iki forvet oyuncusu koymak gerekiyor! Klasik olacak ama Fenerbahçe üç kulvarda mücadele etmekte..Bienvenu'nun Elazığspor ile anlaştığı bile söyleniyor!
Henri Bienvenu

               Leverkusen'de parlayan Eren Derdiyok da Nobre ile birlikte Fenerbahçe'nin gündeminde ilk sıralarda.. Bu sezon başında Leverkusen'den Hoffenheim'e geçen Eren, ilk 11'de düzenli olarak yer bulamıyor. Doğal olarak Fenerbahçe başa güreştiği için ,Eren için Hoffenheim'den çok daha iyi bir alternatif görünüyor, hem yerden hem havadan etkili, iki ayağı da iyi! Herifin Moussa Sow gibi rövaşata golleri falan da var.

               Ben Eren'in Leverkusen'de neden oynayamadığını da, Hoffenheim'e giderken de daha önemli bir takıma ransferinin neden gerçekleşmediğine anlam verememiştim!

               Eren Derdiyok ile ilgili güzel bir yazı Orhan Uluca'dan gelmiş,akla gelen sorulara da cevap vermiş. Okumak için BorgesBlog

15 Kasım 2012 Perşembe

Beleşçi Forvetler 1

          Her nevi futbol organizasyonunda görülebilecek olan, genelde hafif göbekli ileri uç elemanıdır. Karşı kale civarına yatıştadır, uzun toplar ana besin kaynağıdır. Her nevi seken topu kovalar, arka direkleri mesken tutarlar ve topu arka direğe yolladığınızda ofsaytta 
değillerse top filelerdedir. Kesinlikle pres yapmazlar, geriye falan koşmazlar. Tüm enerjisini kendisinden ileriye düşen toplara yetişmek için harcarlar, son vuruşları genelde bitiricidir. Bitirici olmadıklarında katlanılmaz olurlar.. 

       Her ne kadar top gelince yazan, gelmeyince varlığı yokluğu belli olmayan, forvetlerin modasi gecti. Son beleşçilerden Gonzalo Higuain mesela favorilerimden.Topu ona getirirseniz çoğunlukla yazıyor tabelaya adını.. 

      Aslında yaptıkları iş futbolun en önemli işi olan skor. Ama tabi gol için bu forvetlerden çok daha fazla işler yapan yetenekli ve futbolun güzelliklerini yansıtan oyunculardan daha çok övgü almaları zaten adaletsiz olurdu. Sonuçta Juventusda bi Zidane varken Filippo Inzaghinin, Manchesterda bi Beckham varken Nistelrooy'un çok lafı geçmez yani. Ronaldinho da Etoo'dan popülerdi mesela..  

      Beleşçi forvetlerden başlanınca Gerd Müller'i kafaya yazmamak olmazdı,ben de öyle bir hata yapmayacağım elbette.. 


     
      Ad Gerhard Müller
     Doğum Tarihi:3 Kasım 1945
     Doğum Yeri Nördlingen
     Kulüp Bayern Münih
    
     Kasım 1945'te Nördlingen'de dünyaya geldi. Semtinin takımı TSV 1861 Nördlingen başladığı futbol kariyerinin bir sonraki durağı,efsaneleşeceği kulüp olan dünyaca ünlü kulüp Bayern Münih oldu.


   


       Alman futbolunun gelmiş geçmiş en büyük santraforu, kalın baldırları ile baldır fetişistlerine selam ederdi. 

         Bir milli macta gol pozisyonunda top takim arkadaşının ayağındayken, gelip topu ondan kaparak aldığı ve filelere taktığı rivayet edilmektedir.         
      
      İlk ulaslararası maçını Türkiye'ye karşı 1966 yılında oynayan ünlü golcü, finallerdeki ilk maçını ise 1966'da ada'da düzenlenen finallerde ev sahibi İngiltere'ya karşı oynadı. Batı Almanya'nın finalde İngiltere'ye 4-2 yenilerek kupayı kaybetmesinin üzerinden 4 yıl geçmiş ve 1970 yılına gelinmişti. Futbolunu olgunlaştıran Gerd Müller de, takımın vazgeçilmeziydi artık . 

      Meksika '70 finallerine gelindiğinde takımın en önemli oyuncularından birisi tartışmasız efsane golcüydü. D Grubu'nda mücadele eden Batı Almanya'nın Fas'ı 2-1 yendiği maçta 1, Bulgaristan'ı 5-2 yendiği maçta 3 ve Peru'yu 3-1 yendiği maçta da 3 gol atan bu genç golcü, dikkatlerin üzerine çevirilmesini sağlamakta gecikmedi. Grup maçlarında attığı 7 golle, ülkesini çeyrek finale taşıyan müller, bu turda karşılaştıkları İngiltere'yi maçın 118. dakikasında attığı golle hem kupanın dışına itmiş, hem de 1966'daki finalin de acısını çıkarmış oluyorlardı. 

     Gollerini sıralamaya evam eden efsane golcü, yarı finalde İtalya'ya 4-3 yenildikleri maçta da gollerin 2'sine imza koyarak, 10 golle 1970 Meksika Dünya Kupası Finalleri'nin "gol kralı" oluyordu. 4 yıl sonra ev sahipliğini yaptıkları 1974 finallerinda Müller, son kez dünya kupası'nda boy gösterecekti. Efsane golcünün dünya kupası jübilesi de kariyerine yakışır biçimde muhteşem oldu... Kendi seyircisi önünde fileleri 4 kez daha havalandıran Müller, hem kupayı kaldırdı, hem de 2 finalde attığı 14 golle bugüne kadar kırılamayan bir rekorun da sahibi oldu. 


       Bayern Münih'in ulusal ve uluslararası alanda elde ettiği bir çok başarıda en büyük pay  sahiplerinden biri olan Gerd Müller, 1970 yılında Avrupa'da Yılın Futbolcusu seçildi ve 2 kez de altın ayakkabı ödülünü kazandı. oynadığı 628 maçta toplam 365 gol kaydeden yıldız futbolcu, 62 uluslararası maçta kaydettiği 68 golle, bir diğer alman golcü Uwe Seeler'in rekorunu da kırmış oldu. 1978 yılında talihsiz bir sakatlık yaşayan efsane futbolcu, bir daha eski günlerine dönemedi ve yeşil sahalardaki futbol kariyeri, Kuzey Amerika Futbol Ligi takımlarından Fort Lauderdale formasıyla son bulmuş oldu.
      
                                                                Başarıları 
  • Almanya Ligi Bundesliga: 1969, 1972, 1973, 1974
  • Almanya Kupası: 1966, 1967, 1969, 1971
  • UEFA Kupa Galipleri Kupası : 1967
  • UEFA Şampiyon Kulüpler Kupası: 1974, 1975, 1976
  • Kıtalararası Kupa: 1976
Milli Takım
  • Avrupa Futbol Şampiyonası: 1972
  • Dünya Kupası: 1974
Kişisel Ödüller
  • Avrupa Altın Ayakkabı Ödülü: 1970, 1972
  • Dünya Kupası Altın Ayakkabı Ödülü: 1970
  • Almanya'da Yılın Futbolcusu: 1967, 1969
  • Avrupa'da Yılın Futbolcusu: 1970
  • Şampiyon Kulüpler Kupası Gol Kralı: 1973, 1974, 1975, 1977
  • Almanya Ligi Gol Kralı: 1967, 1969, 1970, 1972, 1973, 1974, 1978
  • Avrupa Futbol Şampiyonası Gol Kralı: 1972

Adı: Filippo Inzaghi                              
Doğum tarihi:
 9 Ağustos 1973 
Doğum yeri:
 Piacenza, İtalya 
Boyu:
 1.79
Kilosu:
 71
Takma adı: "Pippo" 

       






          İnzaghi, kardeşi Simone Inzaghi ile 1991'de Piacenza Calcio ile futbol kariyerine başladı, ama bir sezonda sadece 2 maça çıkabilmiş ve 1992'de Serie C1 takımı Leffe'ye kiralanmıştır .. Orada kendini göstererek 21 maçta 13 gol atmıştır. 1993'te, Inzaghi Serie B kulübü Hellas Verona'ya kiralanmıştır ve 36 maçta 13 gol atmıştır. Bu performansları sonrasında, Piacenza Calcio'ya dönmüştür ve 37 maça çıkmıştır, 15 kez fileleri havalandırmıştır.

         İnzaghi, 1995'te Serie A kulübü Parma'ya transfer oldu, ama 15 maçta oynayabildi, o sürede de yalnızca 2 gol atabildi. Atalanta'ya transfer olunca kendini tekrar gösterdi ve 33 maçta 24 gol atarak Serie A'nın gol kralı oldu ve aynı zamanda

Serie A Yılın Genç Futbolcusu ödülünü de kazandı.


         Atalanta ile harika bir sezon geçirdikten sonra Juventus Inzahgi'nin performansını beğenerek transfer etti. Burada 4 sezon boyunca Alessandro Del Piero ve Zinedine Zidane ile birlikte iyi bir üçlü oldu. Juventus'un 1997-98 sezonundaki şampiyonluğuna Inzaghi'nin büyük katkısı oldu, ama Şampiyonlar Ligi finalinde Real Madrid'e 1-0 mağlup olarak, finalist oldular.Inzaghi , Dinamo Kiev ve Hamburg Sv’e karşı Şampiyolar Ligi’nde iki kez hat trick yapan ilk sporcu oldu.

          Sir Alex Ferguson’ın ‘doğuştan ofsayt’ olarak tanımladığı forveti, Cruyff da futbol oynamamakla itham etmişti.


         İnzaghi, 165 maçta 101 gol atmasına rağmen formasını David Trézéguet'e kaptırdı ve Fatih Terim'in isteğiyle 70 milyar İtalyan lirası yani 45 milyon Euro'ya AC Milan'a transfer oldu. Juventus bu transferden 31 Milyon € kâr etti. Ancak Inzaghi sakatlanarak sezonun ilk yarısını kaçırdı. Döndükten sonra Andriy Shevchenko ile iyi bir ikili olarak gol yollarında etkili oldular ve AC Milan'a büyük başarılar kazandırdılar, Onların arasında 2002–03 Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu da vardı. Inzaghi Kasım 2004'de sözleşme uzattı.

       23 Mayıs 2007'de, Atina'daki 2007 Şampiyonlar Ligi finalinde, attığı golle Liverpool'u 2-1 yenerek kupayı aldılar. Bu maç 2005'teki finalin rövanşı oldu. O maçta ise ilk yarıda AC Milan 3-0 galipti ama 2.yarıda Liverpool skoru 3-3'e getirdi ve penaltılarda galip olarak kupayı almışlardı.

      İnzaghi AC Milan'daki ilk hat-trickini Atalanta BC'ye karşı yaptı ve AC Milan maçı 3-0 kazandı. Kariyerindeki 300. golünü de Siena'ya attı ve maçı 4-1 kazandılar. Ardından Torino'ya da 3 gol attı ve profesyonel olarak ikinci hat-trickini yaptı. Böylece son 25 yılda Serie A'da en çok hat-trick yapan futbolcu oldu. 10 hat-trick yaparak sahip oldu bu rekora, ardından da Giuseppe Signori 9, Hernan Crespo 8, Roberto Baggio, Marco van Basten, Gabriel Batistuta, ve Abel Balbo 7 hat-trick yaptı. Inzaghi hat-tricklerinden birisini Atalanta adına, dördünü Juventus ve beşini de Milan için yaptı.

       2009-10 sezonunda, Haziran 2010'a kadar olan sözleşmesini, 21 Mayıs 2010'da 1 yıl daha uzattı.

     10 Kasım 2010'da Palermo ile yapılan maçta sakatlanan Inzaghi sezonu kapattı. 14 Mayıs'ta Milan'ın Cagliari 4-1 yendiği maçta sahalara geri döndü. 2011-12 sezon arasında sözleşmesini Haziran 2012'ye kadar uzattı. Sezon sonunda sözleşmesi biten Inzaghi, 12 Mayıs 2012 tarihinde futbol kariyerini noktaladığını açıkladı.

      İnzaghi ilk millî maçına 8 Haziran 1997'de İtalya ile Brezilya karşısında oynanan maçta çıktı ve toplam 120 maçta 88 gol attı. Ayrıca, 1998 FIFA Dünya Kupası, UEFA Euro2000, 2002 FIFA Dünya Kupası ve 2006 FIFA Dünya Kupası kadrolarında yer aldı. Inzaghi 2002 Dünya Kupası'nda gol kralı oldu. 2004 Avrupa Futbol Şampiyonası'na sakat olduğundan katılamadı.

       22 Haziran 2006'da Çek Cumhuriyeti ile yapılan grup maçında Petr Čech'le karşı karşıya kalarak turnuvadaki 2. golünü attı.

       İtalya A Millî'de hâlâ en golcü 1. oyuncu durumundadır.
Inzaghi, millî takımda çok öne çıkmasa da, çoğu maçta takımı sırtlayan oyuncu olmuştur.

    2001 yılından beri İtalyan ekibi Milan'ın formasını giyen Filippo Inzaghi, altyapı antrenörlüğüne getirildi.

       

Piacenza
  • Serie B: 1994-95
Juventus
  • Serie A: 1997-98
  • İtalya Süper Kupası: 1997
Milan
  • Serie A: 2001-02 ,2003-04 ,2007-08 ,2010-11
  • İtalya Kupası: 2002-03
  • UEFA Şampiyonlar Ligi: 2002-03, 2006-07
  • UEFA Süper Kupa: 2003, 2005, 2007
  • FIFA Dünya Kulüpler Kupası: 2007

Millî Takım [değiştir]

İtalya İtalya
  • UEFA 21 Yaş Altı Avrupa Futbol Şampiyonası: 1994
  • FIFA Dünya Kupası: 2006

[değiştir]Kişisel ödüller

  • Serie A Yılın Genç Futbolcusu: 1997
  • Serie A gol kralı: 1996-97
  • 2002 FIFA Dünya Kupası Gol Kralı
  • Şampiyonlar Ligi finali maçın adamı: 2007
  • İtalya'nın en golcü futbolcusu ödülü
  • Avrupa'da AC Milan'ın en golcü futbolcusu ödülü
  • Scirea Ödülü 2007
  • Şampiyonlar Ligi Tarinin En Golcü Futbolcusu: 2007
  • Avrupada Yılın Futbolcusu: 2007
          Ad: Robbie Fowler
          Doğum Tarihi:9 Nisan 1975
          Doğum Yeri Liverpool


       Liverpool Futbol Akademisi'nde yetişti. 1993'te Liverpool ile sözleşme imzaladı. Leeds United, Manchester City formalarını giydi.
 
  Aslında Everton taraftarı olarak Liverpool’a soğuk bakıyor olsa da bu donuk hissiyatın yerini ölümsüz bir aşka bırakması uzun sürmedi..

 
        18 yaşında Anfield Road çimlerine ilk ayak bastığı gün hafızalara kazınan bir futbolcu. Lig Kupası maçında, Fulham'a karşı ilk sınavını verirken, 5 gole birden imza atan Fowler, ilk günden Liverpool taraftarının sevgilisi oldu. Bir yıl sonra İngiltere Lig Kupası finalinde Arsenal'a, 4 dakika 33 saniyede attığı 3 gol ile kırılması güç bir rekora imza atmıştır.Premier Lig'de "en hızlı hat-trick" rekoru halen Fowler'da. Robie Fowler, o senenin sonunda Liverpool ile 5 yıllık kontrat imzaladı Bu 5 yılın ilk üçünde, her yıl 30 golü geçen Fowler istatistikleri alt-üst etti. Oynadığı 365 maçta 183 gol attı. Bunların 128'ini Liverpool formasıyla kaydetti.

        İngiltere Premier League tarihinde en fazla gol atan 4 oyuncudan biri odur.

       PFA Yılın Genç Oyuncusu Ödülü'nü 1995 ve 1996'da üst üste kazandı. (Bu ödülü iki kez üst üste kazanan diğer oyuncular Wayne Rooney ve Ryan Giggs'tir.)

       David Seaman’ın sebep olduğu bir penaltının ardından hakeme “kendisinin düştüğü ve pozisyonun penaltı olmadığı” yönünde itiraz eden adamdı Fowler.. (Bu hareket kendisine Fair Play ödülünü getirmiştir ama bu ödülü Alpay Özalan’ın da almış olması ödülü biraz kıymetsizleştirmiyor değil.) 

    Bilinenin aksine kendisi uyuşturucu kullanıyor diye değil bazı Everton'lu futbolcuların uyuşturucu kullanıyor söylentisi üzerine sahadaki beyaz çizgileri kokain çeker gibi yaparak gönderme yapmıştır.. Dockers çalışanlarının grevine yeşil çimler üzerinde göğsünü gere gere destek veren, satın aldığı yarış atlarına “some horses” ve “another horse” adını verecek kadar fırlama olan da oydu..

          UEFA kupası eleme turlarında Norveç'in Brann Bergen takımıyla oynanan maçta, çoğu kez olduğu gibi golünü atar. Bu kez değişik bir şey vardır. Taraftarlara koşar ve formasını çıkarır. Formanın altındaki yazı şöyledir; "İşten çıkarılan 500 liman işçisine destek verin." 

        Ülkenin en sevilen yüzlerinden biri olan Fowler olaya böyle yaklaşınca tüm medyanın ilgisini çeker ve liman işçilerini işten atan kurum zor durumda kalır. Olay artık ülke sınırlarını aşmıştır ve git gide büyümektedir.

         UEFA acilen toplanır ve bir karar verir, gol attıktan sonra futbolcu formasını çıkarırsa sarı kart görecektir. UEFA sorunların üzerine gitmek yerine tamamen baskıcı ve dürüstlüğe aykırı bir kararla olayın önüne geçmişse de, sonraki yıllarda vermek istediği mesajı tekmeliklerine, yedek kulübesindeki bayraklara ve saçını kazıtarak saçına yazdıranlar dahi olmuştur. Böylece Robbie Fowler, "Gol sevinci sırasında forma çıkarmayı yasaklatan adam" olarak anılmaya başlanmıştır. Robbie'nin ilginç hikâyesi bununla sınırlı değil.


      Bir maçta kendisine sert giren “eşcinsel” olduğu iddia edilen Chelsea’li Le Saux’ya poposunu gösterdi. Yine yüklü bir ceza ödedi. 

        Bir maçında kendisine dogru koşan taraftarın üstüne polis atlamıştı.O da polisin üstüne atladı ve üçü yerde bir süre boğuştular.

      Robbie, gençliğinde günlük yayın işleriyle uğraşarak 3 kardeşine ve annesine bakma çabalarıyla takdiri hak ediyor. Hırsının ve gücünün buradan geldiğine inanan Robbie'nin, tüm Liverpool taraftarını içine alabilecek kadar fazla gayrimenkule sahip olduğu biliniyor. Bu konuda ise; "Beckham, Rooney, Gerrard, Scholes, Cole, McManaman, Ferdinand... Hepimizin ortak bir yanı var: Çocukluğumuzun sosyal konutlarda, kısıtlı imkânlar içinde geçmesi. Belki de o futbol topunun peşinden bu kadar iyi koşabilmemizin nedeni de bu... Çocukken ona sahip olamamış olmamız." diyor.

      Gerrard Houllier’le anlaşamayıp Liverpool’dan ayrılmak zorunda kalsa da, takım takım dolaştıktan sonra Anfield Road'a geri dönüp aradığını bulamasa da, şimdilerde Avustralya’da top koşturuyor olsa da o hala “tanrı” ve kullarının aklı onda, onun da gönlü hala Anfield Road'da..
 
     Liverpool taraftarı, Fowler'a "God" lakabını takmıştır. Öyle ki, 2006'da Liverpool'a geri döndüğünde The Guardian gazetesi "God returns to Anfield" başlığını atmıştır.
 
when the ball hits the net
it's fairly safe bet
that its fowler
robbie fowler

and when liverpool score
you will hear the kop roar
ohh, itss fowler, robbie fowler

ian rush, roger hunt
who's the bestman up front
ohhh , its fowler,robbie fowler

he's the king of the kop
he's the best of the lot
robbie fowle
r


Başarıları
  • İngiltere Lig Kupası: 1995, 2001
  • FA Cup: 2001
  • UEFA Kupası: 2001
  • Süper Kupa: 2001
      İngiltere'de Yılın Genç Futbolcusu Ödülü
      UEFA Kupa Galipleri Kupası gol kralları
      1996 Avrupa Futbol Şampiyonası, İngiltere 
      2000 Avrupa Futbol Şampiyonası, İngiltere
      2002 FIFA Dünya Kupası, İngiltere


  
Adı: Ruud Van Nistelrooy            
Doğum tarihi:
1 Temmuz 1976
Doğum yeri:
Oss,Hollanda
Boyu:
 1.89



   Ruud van Nistelrooy, Hollanda'da FC Den Bosch formasıyla iyi bir performans ortaya koyduktan sonra Heerenveen'e 2 milyon dolara transfer oldu.Heerenveen'deki başarısı PSV'nin dikkatini çekti ve Heerenveen'deki 1 sezonun ardından buraya 4 milyon pound karşılığında transfer oldu.Yıldızı PSV Eindhoven'da oynarken parlayan Ruud 19 milyon pounda Manchester United'a transfer oldu 2003 yılında ise Manchester United ile şampiyonluğu yakaladı. . Başarısını bu takımda da devam ettiren Ruud 2002-2003 sezonunda FA Premier League gol kralı oldu. Hollanda Milli Futbol Takımı formasını da giyen Nistelrooy, takımının 2006 FIFA Dünya Kupası kadrosunda da yer aldı. Van Basten'in görevde olduğu sürece milli takım formasını giymeyeceğini açıklamıştır. Ancak daha sonra van Basten'den özür dileyerek tekrar milli takım yolunu tutmuş ve Euro 2008'de Hollanda forması giymiştir.2006 yılında Manchester United'tan Real Madrid'e transfer olmuş ve 4 yıl bu takım için ter dökmüştür. Talihsiz bir sakatlık nedeniyle sezonu kapatmıştır. 2007-2008 sezonunda altın ayakkabıyı 1 gol farkla İtalyan yıldız Francesco Totti'ye kaptırmıştır. 2010 Ocak ayında Alman ekiplerinden Hamburger SV ile 1.5 Yıllık kontrat imzalamıştır. Almanya'da gösterdiği iyi performans sonrasında 2011 yazı itibariyle Málaga CF'yle 1 yıllık sözleşme imzalamıştır. 2011-2012 sezonu sonunda futbolu bıraktığını açıklamıştır.
      Sıfırdan attığı gollerle, hemen her pozisyonda kaleye vurabilmesiyle tanınan bu forvet, estetik açısından harika goller atmasa da, rakibin asla boş bırakmaya cesaret edemeyeceği bir adamdı. Fiziğine göre de oldukça hızlı bir oyuncuydu.
      
       Man utd ile çıktığı 100 maçta 79 ol atan müthiş striker, goal machine.. Real Madrid'de Zidane ile Figo ile oynama şansı elde etti, Raul'le de iyi bir ikili oluşturdular bazen. Muhtemelen sakatlanıp, Hamburg'a transfer olmasaydı, Benzema transferi yapılmamış olurdu..
     
       Manchester United formasıyla 150 maçta 95 gol atan Hollandalı, bonservisi için ödenen 19 milyon poundun her kuruşunu hak etmiştir 5 yıl oynadığı United'ta bir gol makinesi gibi işleyen "Ruud Boy" tam 10 maç üst üste gol atarak bu alandaki lig rekorunu da elinde bulunduruyor. Nistelrooy'un Şampiyonlar Ligi tarihinin de en golcü 3.futbolcusu olduğunu hatırlatalım.  
    
     Hamburg'da tekrar toparlanır gibi olup goller atan Nistelrooy, Arap Şeyhlerinin son takımı Malaga CF'nin yolunu tuttuysa da istikrarlı bir şekilde sahaya çıkamadı, sezon sonunda da yorulduğunu söyleyerek,son noktayı koydu.

     70 kez Hollanda Milli Takım forması giyen Ruud van Nistelrooy, bu maçlarda 35 gol atmıştır.

 Ruud Van Nistelrooy Kulüp Performansları
      
 Yıl Kulüp Maç (gol)
1993–1997
1997–1998
1998–2001
2001–2006
2006-2010
2010-2011
2011-2012
FC Den Bosch
SC Heerenveen
PSV Eindhoven
Manchester United
Real Madrid
Hamburger SV
Malaga CF
69 (17)
31 (13)
67 (62)
150(95)
68 (46)
36 (12) 27 (4)

                        
                           TO BE CONTİNUED...


KAYNAKLAR                http://bloglarasibaglanti.blogspot.com
                                  http://tr.wikipedia.org/wiki/Van_Nistelrooy
                 http://aliece.blogspot.com/2009/03/liverpool-efsaneleri-2-robbie-fowler.html 
                       http://golgetireniyiorta.blogspot.com/2010/06/fowler-robbie-fowler.html