Bursaspor A2 oyuncusu Osman Talha Kotaran; Bursaspor'un Beşiktaş'la oynayacağı maç öncesinde twitterdan 'Beşiktaşlı büyük üstat Fernandes'i izlemeye gidiyorum. Gol atarsa Vip'te bağırmam inşallah' diye yazınca kulübüyle ilişiği kesilmiş. Bursaspor'un oyuncuyla yollarını ayırma kararı da, Bursaspor Teknik Menajeri Süha Sidal tarafından yine twitterdan duyurulmuş.Süha Sidal daha sonra NTVSpor'a yaptığı açıklamada 'Toplum psikolojini düşünerek bu kararı aldık. Sözleşmesi iki ay sonra bitecekti, A Takım'da düşünmediğimiz Osman'ı gelecek büyük tepkilerden korumayı amaçladık.' diye konuştu.
Korumaktan ziyade attığı tweetle tepki gören Osman üzerinden tribünlere oynamaya çalışmışlar bence. Osman TFF verilerine göre bu sezon Bursaspor A2 formasını sadece 6 kez giymiş. Yani zaten oynamıyor, ortalarda görünmeyen, iki ay sonra da sözleşmesi bitecek olan futbolcuyu dakikasında göndererek, Beşiktaş'la olan sorunları bilen Bursa seyircisine sevimli görünmek istemişler işte. Osman'ın yaptığı iş de tabii ayrıca anlamsız. Fernandes'e hayran olabilirsin, hatta Beşiktaş'a gönül vermiş de olabilirsin. Fernandes'e olan hayranlığını belirt, izlemeye gideceğini de söyle sorun yok! Ancak hangi kafayla gol attığında bağırabileceğini söylüyorsun anlamak mümkün değil? Bağıramazsın arkadaşım. Düşünsenize şimdilerde Galatasaraylı olduğu iddia edilen Salih Uçan buna benzer birşey yazıyormuş. Biz Salih Uçan'ın Galatasaraylı olduğu iddialarına, 'Olsun böyle oynasın da, gerçekte hangi takımı tutuyorsa tutsun' diye konuşmalar yapabiliyoruz. Şimdi Salih Galatasaray maçında kadroda olmasa da twitterdan 'Drogba hayranıyım,onu izlemeye gidiyorum. Gol atarsa sevinçten çıldırmam umarım.' diye yazsa böyle saygıyla karşılanır mı? Elbette ki söz konusu bile değil. Bu çocuk oynadığı maç sayısı, kolayca gözden çıkarılması ve tweetiyle gösterdiği şuursuz halleriyle belli ki kendi futbol geleceğinden umudu kesmiş. Başka bir açıklaması yok ben bulamadım. Durumunu takip edelim. Henüz 19 yaşındaki bu çocuk sezon sonunda bir takımla anlaşıp, kendini futbola verebilecek mi gerçekten merak ediyorum.
Ordu maça topa sert olmaktan çok daha fazlasıyla, topla karışık rakibin diz altlarına tekmelerle başladı. Ordu'nun oyun sertliğine herhangi bir şekilde cevap verememesi, özellikle ilk 15 dakikada bariz bir Orduspor baskısı izlememizi beraberinde getirdi. Sağdan Barral, soldan Stancu, ortadan da Hasan Kabze ile rakip defansın top çıkarmasına engel oldular. Bunun yanında Gökhan ve Hasan Alinin kulvarlarını da iyi kapattılar. Defansın önüne yerleştirdikleri Ali Çamdalı defansın önünü hemen hiç terk etmezken, Salih Uçan'a da bir hayli yakın oynadı. Geriden düzgün top çıkaramayan Fenerbahçe'de Salih'i arkası dönükken karşılayan Ali, kendisinin ve takım arkadaşlarının da katkılarıyla, Salih'i sertlikle yıldırmaya çalıştılar, büyük ölçüde de başardılar. 18 yaşında böyle sıkıntılı bir deplasmanda, kendisine sık sık kasti fauller yapılan bir futbolcunun ayakta kalması, oldukça zor iş. Salih'in zorlandığı bu anlarda Aykut Kocaman'ın kenardan, 'Haydi Salih devam et' diye onu uyarıp maçta tuttuğunu televizyonda net bir şekilde gördüm. Ordu'nun net sarılık sayısız pozisyonunun pek çoğunda faul bile çalmayan İlker Meral'e şaşırmıyorum. Bu haftalarda zor durumdaki şehir takımları, özel atmosferler oluştururlar. Hakeme de bir validen, bir milletvekilinden, bir ilçe başkanından filan selam gider 'İşte bizim takım kora kor mücadele edecek, 'Feneri kayırma sakın, gözüm üzerinde' gibi mesajlar iletilir. Hakem de oyunun büyük bölümünde yapacakları her şeye göz yumması gerektiğini anlar, rakip gol atana kadar orta çaplı katliama izin verir, olur bunlar. Geriden top çıkaramayan Fenerbahçe'de Sow'un yokluğunda ileride yalnız kalan Webo, pek gününde değildi. Top tutamayınca tekme-tokat oynayan rakip karşısında kalabalık ataklar gerçekleştirmek pek kolay olmuyordu. Webo 33 yaşında ve sürekli perşembe-pazar oynayamıyor. Bunu sakatlanmadan önce fark ettiysek de, başarılı oyunuyla kendini oynatmak zorunda bıraktı hocayı ve sakatlandı. Sakatlık sonrası üst üste Akhisar ve Lazio maçlarında oynayan Webo yine yorulmuş görünüyor, umarım yeni bir sakatlık yaşamaz.
İlk yarım saatten sonra rakibin sertliğine cevap vermeyen Fenerbahçe'de, Caner birinin çıkıp sahada ayağını sağlam basması gerektiğini fark edip duruma el koydu. Sahanın her tarafında rakibi sıkıştırması yanında, 37'de attığı çalımlarla Salih'i kaçırdı, harika bir koşu sonrası muazzam bir vuruş yapan Salih Uçan, Fenerbahçe'yi öne geçiren golü attı. Bu golle hakemi bir miktar rahatlatmış oldu Fenerbahçe Faullerin bir kısmını çalmaya başlayan İlker Meral, daha ilk yarıda bile ikinci sarıları görmesi gereken stoper Yusuf ve David Barral'ı atmadan ilk yarıyı bitiren düdüğü çalmayı başardı. İlk yarı Fenerbahçe adına Mehmet Topal'a da bir parantez açmak şart. Çıkamayan-baskı yiyen Fenerbahçe savunmasını, pek çok pozisyonda rahatlatan hamleler yaptı. Caner'in de 5604 metre ile takımın en çok koşan oyuncusu olduğunu, Kuyt'ın ise ilk kez en çok koşan 5 oyuncu arasına giremediğini belirtelim. İkinci yarıda ayağa pas oynayan takım, geriye düşen, temposu da düşmeye başlayan Orduspor maçında dakikaları eritmeyi iyi beceriyordu 57'de topsuz alanı iyi kateden Salih, bir kez daha topla buluştu ve önde olan kalecinin üzerinden çok şık bir gol attı Vuruş kalitesi kadar orada kalecinin önde olduğunu hemen farketmesi, vurmayı denemesi falan komple harikaydı.
2-0 'dan sonra pas oyununu sürdüren Fenerbahçe'de, sol taç çizgisi kenarında top kapmaya çalışan Caner'in kafasını yaran birşeyler atan Ordulular, adam kafasından kanlar fışkırarak kendini yere bırakırken, yabancı madde yağmuruna devam ederek 'büyük iş' başardılar. Tebrik etmek gerek! Kafası yarıldıktan sonra bandajla bir süre daha oynayan Caner, bir golü de çizgiden çıkararak güne imzasını attı. Kalan bölümde sarısı olan Caner, yorulan Webo ve günün yıldızı Salih Uçan dışarı alındı. Mehmet Topuz, Genç Baroni ve Beykan Şimşek oyuna dahil oldu. Beykan'ın kumaşını belli ettiğini, Mehmet Topuz'un da takıma direnç kattığını söylemeliyiz. Orduspor sahada her çeşit çamuru denedi ama olmadı, bu zorlu fikstürde ligde kalmaları çok zor. Akhisar Belediyespor'un hangi bütçelerle neler yaptığını, oynadıkları takım oyununu gördükten sonra düşsünler diyorum. Harika giden takımın antrenörü Metin Diyadin'i gönderdiklerinden beri sempatim yok, kulüp başkanları da fazlasıyla karikatür bir tip. STAD : 19 Eylül HAKEMLER : İlker Meral (6), Mehmet Cem Hanoğlu (6), Hakan Yemişken (6) ORDUSPOR : Fevzi (5) - Miguel Garcia (5), Ayila Yussuf (6), Agustin Garcia (5), Ferhat Öztorun (5), Nizamettin (4) DK.81 Anıl), Ali (5), Hasan (5), Umbides (5) (Dk.58 Romero 3), Barral (5), Stancu (5). FENERBAHÇE : Volkan (7) - Gökhan (6), Bekir (6), Yobo (6), Hasan Ali (6), Kuyt (7), Mehmet Topal (6), Meireles (6), Salih (7) (Dk.72 Cristian 4), Caner (6) (Dk.72 Mehmet Topuz 3), Webo (6) (Dk.85 Beykan) GOLLER : DK.38, 57 Salih (Fenerbahçe) SARI KART : DK.32 Ayila Yussuf. Dk.68 Barral (Orduspor), Dk.60 Caner (Fenerbahçe)
Galatasaray'ın kazandığı 26. haftada Fenerbahçe, maç öncesinde zorlu görünen Antalya deplasmanına çıktı. Tek farkla da olsa kazanmasını bildi. Haftalar ilerledikçe, hele ki maçları önce Galatasaray oynadıkça, Fenerbahçe maçlara kazanma stresiyle çıkacak. Bu artık son 8 maçın realitesi olacak.
38 günde 12. maçına çıkan takımın yıpranması doğaldır. Bu maça dengeli bir oyun anlayışıyla başlayan Fenerbahçe, 11. dakikada Plzen maçının golcüsü Salih'in harika şutuyla gelen golle öne geçti. Öne geçtikten sonra, Tita, Aissati, Diaarra üçlüsüyle defans arkasına çabuk sarkan oyunculara karşı “bekleme oyunu” oynamak mantıklı olacaktı. Ancak 15. Dakikada Emre'nin tekrar sakatlanması, kapılan topların etkili kullanılması anlamında zaaf yaratmaya başladı.
Emre çıkarken Selçuk’un girmesi doğaldı. Selçuk, Fenerbahçe'nin 2. Topal'ı olarak düşünülmeli. Savunma önünde dalgakıran olacak, önündeki adamlar ondan farklı tipte olduklarında, işini iyi yapan bir adam. Arkadan baskı yiyeceği pozisyonlarda top atmadığın sürece bir arızası olmaz, belli bir standartta oynar. Salih'in Uefa Avrupa Ligi sonrasında, bugün onbirde başlaması, oynama iştahını artırmak ve iyi oynayana formayı verme anlamında değerlidir. Emre'nin döndüğü, Meireles'in bir iki maçtır toparlamaya başladığı ortamda, Cristian'ı kenara yollayarak formayı kapmak büyük iş.
Erken gelen gol ve Emre'nin çıkışı sonrası, Fenerbahçe topu rakibe bırakıp kendi sahasında bekleme oyunu oynamaya başladı. Kapılan topları Caner, Sow ya da Kuyt'a oynayarak hızlı çıkmaya çalışan takımın işleyişinde bazı bozukluklar olduğunu gördük. Bence Fenerbahçe'nin geriye yaslanmak zorunda kalmasında, hızlı futbolcuları olan rakibe alan bırakmama isteği kadar, kullanılamayan Webo ve Emre'nin yokluğunun, Egemen'in de sırtını kendi kalecisine bitiştirip oynama alışkanlığının etkisi var.
Gökhan ilk yarı iki kere soldan gelen Tita'yı kaçırdıysa da, sonuç çıkmadı. Fakat aynı Tita, İsaac'in iki Fenerbahçeli'den sıyrıldığı pozisyonda önünde kalan serseri topu, Salih'in golündekine benzer bir vuruşla ağlara yolladı. Meireles, Tita'nın golünde ortalarda olmaması dışında iyi bir performans çıkardı. Birkaç maçtır vites yükselten Meireles, genel olarak hatları kapatmada ve bir iki kez, 4-5 dakikalık periyotlarda rakibe baskı yapan Fenerbahçe'nin oluşmasında etkin rol oynadı. Yine de topa sertliği yeterli düzeyde değil, ayakları da yere sağlam basmıyor bana göre.
Zinde bir takım, ön tarafı hızlı Antalyaspor'un zayıf arka tarafına, bilhassa beklerine baskı yapabilir, hataya zorlayabilirdi. Webo'nun yokluğunda son dönemdekinin aksine solda değil de, ön alanda oynatılan Moussa Sow, bu mevkide topu tutamıyor. Yollanan topları aldığında da, arkadaşlarının gelip hücumda çoğalmayı sağlamak yerine, direkt rakip kaleye gitmeye çalışıyor. Çoğu zaman rakibini geçemediğinde de, ileri atılan topların duvara çarpmışçasına geri dönmesine sebep olmuş oluyor. Plzen maçının yıldızı Caner, bilhassa maçın ilk yarısında, yine içeri girerek hücum organizasyona katkı vermeye çalıştı. Ancak 42. dakikada kullandığı kornerde, Gökhan'ın aşırtıp, Sow'un kafayla dokunarak ağlara yolladığı pozisyon dışında ayakları, düşündüklerini yapmaktan uzaktı. İlk yarı sonunda gelen bu gol Fenerbahçe'nin soyunma odasına, üzerine gelen rakibe rağmen önde girmesini sağlayınca, takıma güven vermesi bakımından çok değerliydi.
İkinci yarı Kuyt-Salih-Meireles üçlüsünün gayretiyle, zaten skor avantajına sahip olan Fenerbahçe dengeli bir oyun ortaya koymayı başardı. Salih'in Oğuz Çetin'i hatırlatan ara pasında golü yapamayan Sow, bir ciddi pozisyona daha girdi onu da değerlendiremedi. Günün, temposu düşük oyuncularından Gökhan'ın ortasına Kuyt, sahalarda sık görmediğimiz harika bir kafa vurdu; bu akıl dolu kafa vuruşunun gol olmaması gerçekten çok yazık. Hem iyi bir orta çok iyi değerlendirilmiş olacaktı, hem Kuyt gol yapma konusunda belli bir istikrara doğru yürüyecekti hem de çok güzel bir gol izleyecektik.Yine Dirk Kuyt'a gözünün önünde dirsek atan İsaac'i atması için hakemi uyarmayan yan hakemin dayaklık olduğunu da belirtelim. Milli takım arası öncesinde, Fenerbahçe'nin sakatlarının dönmesi için zaman kazanması açısından bu maç daha da değerliydi. Dahası Real Madrid eşleşmesi döneminde puan kaybetmesi muhtemel olan Galatasaray ile puan farkı korunmuş oldu. Şampiyonluk düğümü sondan bir önceki hafta oynanacak derbiye kadar çözülmeyecek gibi görünüyor. Webo ve Emre'nin olabilecek en kısa zamanda sahalara geri dönmesi Fenerbahçe'nin yarışı son ana kadar kovalama şansını bir o kadar artıracaktır. https://twitter.com/Oguzarpsatknsn
Tam Saha Dergisinden Mazlum Uluç, bu yıl forma giydiği maçlarda herkesi etkileyen, özellikle de genç oyuncu hasreti yaşayan Fenerbahçelileri heyecanlandıran, Salih Uçan'la harika bir röportaj gerçekleştirmiş. Röportajda Salih'in aklı başındalığı kadar, Mazlum Uluç'un güzel soruları da dikkat çekici. Burada röportajın bir kısmını yayınlayıp, kalanını okumak isterseniz altta vereceğim linke tıklarsınız.
Salih Uçan-Recep Niyaz
Fenerbahçe'de senin yaşında bir oyuncuyu forma giyerken görmek çok da alışılmış bir durum değil. Oynamadığın maçlarda "Salih neden yok?" sorusunu sordurman da taraftarlarca kabullenmenin ötesine geçtiğini gösteriyor. Biz de seni daha yakından tanımak istiyoruz. Futbola nasıl başladığını, seni kimin keşfettiğini öğrenelim önce...
Cristian Baroni-Salih Uçan
1994'te Marmaris'te doğdum. Babam da Marmarisspor'da 7-8 yıl oynamış bir futbolcuydu. Dolayısıyla ben de bebekliğimden beri futbol topuyla büyüdüm. 6 yaşına geldiğimde sahilde top oynarken Türkiyemspor'un Alman teknik direktörü beni görüyor ve babama, "Bu çocukta yetenek var" diyor. Bunun üzerine babam da beni Marmarisspor'un futbol okuluna götürdü. Futbola öyle başladım.
14 yaşında ailenden ayrılıp Buca'ya gitmek senin için zor olmadı mı? O süreçte neler yaşadın? Futbola 6 yaşında başladığımı söylemiştim. 9 yaşına kadar futbol okulundaydım. 9 yaşından itibaren yıldız takımına geçtim ve deplasmanlara gidip 2-3 gün ailemden uzak kalmaya başladım. Keza okul takımıyla da şehir dışına gidiyor ve yine birkaç gün ailemden uzaklaşıyordum. Dolayısıyla Bucaspor'a giderken ailemden uzak kalmanın sorun olmayacağını düşünmüştüm. Bir de Bucaspor'un harika lojmanları var. 1 yıl orada kaldım ancak sonra yapamayacağımı anladım. Tam da ergenlik döneminde ailesinden bu kadar uzun süreli uzakta yaşamak hiç de kolay bir şey değil. Ben de bir abi gibi gördüğüm Genel Menajerimiz Murat Dizdar'a "Artık burada yapamayacağım" dedim. Şartlar çok iyiydi ancak o yaşta bir çocuk için annesinden, babasından bu kadar uzakta kalmak psikolojiyi olumsuz etkiliyor. Murat abi bunun üzerine, "Tamam Salih, o zaman gel bizde kal" dedi. Murat abinin annesi ve babasıyla 1 yıl aynı evde yaşadım. Bana ikinci bir anne-baba oldular. 16 yaşına geldiğimde A takımla antrenmanlara çıkmaya başladım. Babam da emekli olunca ailem yanıma geldi. Kulüp onlara ev tuttu. İki yılımı da ailemle geçirdim ve sonrasında Fenerbahçe'ye transfer oldum.
Bucaspor futbolcuların eğitimine de önem veren bir yapıya sahip. Sen eğitim konusunu ne yaptın? Dediğiniz gibi, Bucaspor'da futbolla okulu bir arada yürütmek sorun olmuyor. Kulüp oyuncular için bir araba ayarlamıştı, okula o arabayla gidip geliyorduk.Ben de eğitime çok önem veren birisiyim. 9 ve 10. sınıflarda tek ders bile kaçırmadım. Geçtiğimiz sezon PTT 1. Lig'de oynarken bile okula gidiyordum. 1. Lig'de oynamaya başladığında yavaş yavaş şöhretli bir oyuncu haline gelmiştin. Okulda arkadaşların ve öğretmenlerinin sana yaklaşımı nasıldı? Öğretmenler benim okula devam etme isteğime şaşırıyordu. Derslerim de gayet iyiydi. Futbol oynayan ama bir noktaya gelemeyen öğrenciler bile okulda farklı davranışlar sergilerken, öğretmenlerim benden hep övgüyle bahsederdi. İstanbul'a geldikten sonra da lise 4. sınıfa devam ediyorum. Ancak bu düzeyde futbol oynarken üniversiteye devam edebilmek mümkün görünmüyor. Sınava gireceğim, muhtemelen kazanacağım ama devam edemeyeceğim. Ülkemizde maalesef böyle bir kural var. Yine de BESYO'da antrenörlük okumak istiyorum.
Futbola ilk başladığın dönemde idollerin var mıydı? İdolüm yoktu, ama beğendiğim oyuncuları dikkatle izliyordum. Hiçbir zaman "Şu oyuncu gibi olayım" demedim ama mesela çok beğendiğim Zidane'ın hareketlerini, topla dönüşlerini örnek aldım kendime. Bugün ise hem 6 hem de 10 numara pozisyonlarında oynuyorum ve 6 numara oynarken kendimi Sergio Busquets'e çok benzetiyorum. O da sezgileriyle top kapabilen, ince yapılı ve yetenekli bir oyuncu. 10 numara pozisyonunda ise Lampard'ın topla rakip kaleye sokuluşunu ve attığı şutları beğeniyorum.
Gelişimine katkı yapan teknik adamlar kimlerdi? Sana neler kattılar? Fenerbahçe'ye gelene kadar Samet Aybaba ve Sait Karafırtınılar'la çalıştım. 16 yaşındayken beni A takım kadrosuna alan hoca Samet Aybaba'dır. Hatta o sezon Ziraat Türkiye Kupası gruplarında Yeni Malatyaspor'a karşı ilk on birde çıkmış ve 90 dakika oynamıştım. İstanbul'da Fenerbahçe'yi 3-2 yenerek büyük bir sürpriz yaptığımız maçta da son 3 dakikada Manucho'nun yerine oyuna girmiştim. Samet Hoca döneminde müthiş bir tecrübe kazandığımı söyleyebilirim. Mesela İnönü'deki Beşiktaş maçında oynamasam da 18 kişilik kadroda yer almış ve o atmosferi solumuştum. İnönü'ye çıktığımda Beşiktaş da Quaresma, Fernandes, Guti, Simao, Almeida'lı kadrosuyla sahadaydı ve o gün ilk defa dizlerim titremişti. Oysa dediğim gibi çok rahat bir oyuncuyum. O gün dizlerimin titremesi de benim için bir tecrübe oldu ve 16 yaşından beri bu havayı yaşayan bir oyuncu olarak bugün çok daha özgüvenli hissediyorum kendimi. Sait Hocaya gelirsek, onunla aynı zamanda abi-kardeş gibiydim. Geçen sezon zaman zaman kötü maçlar çıkarsam bile bana güvenini hiç kaybetmedi ve sürekli oynatarak beni kazandı. En çok katkı yapan ise beni Bucaspor'a götüren ve ikinci yılımda evini açan Murat abidir (Dizdar).
Fenerbahçe'ye gelirken nasıl hayaller kuruyordun? Bu kadar çabuk oynamayı bekliyor muydun? Aykut Hocanın Eylül ayında seninle ilgili bir açıklaması vardı, "Salih çok büyük bir yetenek. Bu sene üzerine katarak ilerleyecek. Fenerbahçe kalibresine geldikten sonra da önümüzdeki yıllarda kadroda kendisine yer bulacak" diyordu ama sen o yılları aylara çevirdin. Evet, Aykut Hocanın benden beklentisi bu sezon takıma ısınmam ve önümüzdeki sezondan itibaren şans bulmamdı. Ama dediğim gibi kampı iyi geçirdim. Ziraat Türkiye Kupası statüsü de işime yaradı. Çünkü Aykut Hocanın kafasında beni kupa maçlarında oynatmak vardı. Kupada maç sayısı arttığı için de sık sık oynama şansı buldum. Eğer iki-üç maç olsaydı belki kendimi gösteremeyebilirdim.
Fenerbahçe'deki başlangıcın talihsiz bir maçla oldu. Takımının iç saha yenilmezliğini kaybettiği Medical Park Antalyaspor maçında oyuna sonradan girdin ve kaptırdığın bir topla skor 3-1'e geldi. Öyle bir maçın ardından pek çok genç oyuncu tükenebilirdi ama sen ayakta kalmayı başardın ve sonrasında Fenerbahçe gibi bir takımda aranan, istenen oyuncu olabildin. Bu bıçak sırtı durumu nasıl atlattın ve olumluya çevirebildin? Bu konuyu en başından anlatayım. Fenerbahçe sezonun ilk maçını Vaslui ile oynadı. Ben kadroda yoktum ve bir taraftar gibi maçı tribünden izledim. Stada girdim, o atmosferi gördüm ve "Burada nasıl oynayacağım? Eğer kötü oynarsam ve taraftar beni protesto ederse hayatım biter" diye düşündüm. Ama sonrasında abilerimle antrenmanlara çıktığımda yetenek ve oyun bilgisi açısından aramızda büyük farklar olmadığını gördüm. "Onlar oynuyorsa ben neden oynamayayım?" diye geçirdim içimden. Dolayısıyla Medical Park Antalyaspor maçına çıkarken hiçbir heyecan hissetmedim. O talihsiz an da ilk pozisyonda başıma geldi. Kornerden gelen top vuruş açımda değildi. Sağıma ya da soluma yatırarak vurmam imkânsızdı. Rastgele bir vuruş yapmaktansa kontrol etmeyi tercih ettim. Ama keşke vursaymışım ve top isterse taca gitseymiş. O anda üç kişi bastırınca topu kaptırdım, şöyle bir baktım, hiç kimse yok. Koştum ama yetişmem mümkün değildi. Son anda kendimi topa fırlattım ama nafile... Bir kaç saniye yerde yattım ve içimden "Ben şimdi ne yapacağım?" diye geçirdim. Ama yine özgüvenim yıkılmadı. Sonrasında hiçbir şey olmamış gibi devam ettim ve ayakta kaldım. Eğer devam etmeseydim dibe vurabilirdim. Bence o gün takım olarak çok kötüydük ve hiç kimse "Salih senin yüzünden yenildik" diyemezdi. Zaten kimse böyle bir şey söylemedi. Soyunma odasına giderken içimde "Acaba bana bir şey söylerler mi?" diye bir korku vardı. Fakat Kuyt ve Cristian yanıma gelip, "Olur böyle şeyler" diye beni teselli etti.
Fenerbahçe tribünleri yıllardır genç oyuncuya hasret çekiyor. Sen şimdi onlar için yeni bir umut oldun. Tribünlerden sana karşı özel bir ilgi hissediyor musun? Evet, hissediyorum. Sahaya çıktığımda bütün stat alkışlıyor, tribünlere çağırıyor. Elbette ben henüz o genç oyuncu hasretini tam anlamıyla karşılamış değilim ama geleceğimden ümitli oldukları için özel bir ilgi gösteriyorlar ve bu da benim çok hoşuma gidiyor. Peki, Fenerbahçe oyuncusu olmak farklı bir duygu mu? Kesinlikle çok farklı. İnanılmaz bir şey. Güzel yönleri var ama kötü yönleri de var, dışarı çıkıp gezemiyorsunuz (gülüyor). Bir kafeye bile gitseniz adınız "geziyor"a çıkıyor. Ama ben bu konuda çok dikkatli davranıyorum. Zaten tesislerde yaşıyorum. Genç yaşta yaşanan bu duygular insanın kişiliğini değiştirir mi sence? O da futbolcuya kalmış bir şey. İnsan bu şartlarda şımarabilir. Hatta açıkça şunu söyleyeyim, bu şartlarda şımarmamak elde değil. Çünkü inanılmaz bir popülerlik oluyor. Yolda gören insanlar fotoğraf çektiriyor, nereye gitseniz ilgi odağı oluyorsunuz. Şımarmak için bütün şartlar müsait. Çok dikkatli olmanız lâzım. Çevrenizdeki insanların çok iyi olması, size olumsuz düşünceler aktaracak kötü arkadaşınızın bulunmaması gerekiyor. Şımarıklık genç bir oyuncuyu bitirir ve benim şımarmaya hiç niyetim yok.
Gelecekle ilgili kariyer planlamanda neler var? Bucaspor'dayken hayalim büyük takımlarda oynamaktı ve bunu gerçekleştirdim. Başlangıçta "Acaba 1 yıl erken mi geldim?" diye düşünmüştüm ama hiç de erken değilmiş. Avrupa'nın büyük takımlarında 17-18 yaşında pek çok oyuncu oynayabiliyor. Bana "Yedek kaldığın zaman üzülüyor musun?" diye soruyorlar. Hayır üzülmüyorum. Çünkü yedek de olsa kadroda bulunmak, her an oyuna girecek oyuncu olmak anlamına geliyor. Zaten zaman zaman oynama fırsatı da buluyorum. Buca'dayken Avrupa hayalleri de kuruyordum ama direkt gitmek erken olurdu. Çünkü insanlar, hayat, ortam her şey çok farklı orada. Fenerbahçe ile 5 yıllık kontratım var. 5 yılın sonunda 23 yaşında olacağım ve önümde uzun bir gelecek bulunacak. Dilerim Fenerbahçe'de devam eder ve şampiyonluklar yaşarım. Ama Avrupa hayalim de benimle birlikte hep yaşayacak. İspanya ve İngiltere liginde oynamak isterim.
Ziraat Türkiye Kupası A Grubu'nda oynadığı ilk 3 maçı kazanarak lider olan Fenerbahçe, 4. maçında Bursaspor'u sahasında konuk etti. 3-0 Fenerbahçe galibiyetiyle sonuçlanan maçta, cezasını tamamlayan Raul Meireles formasına kavuşurken, altyapıdan gelen Beykan Şimşek, ilk resmi maçında gol atarak, Fenerbahçelileri ümitlendirdi. Fenerbahçe'nin diğer iki golü Semih Şentürk'ten geldi.
Maçtan önce Migros Tribünü'nde, grup Cadde'nin açtığı pankart tam da Fenerbahçeliler'in duygularına tercüman oluyordu.
Fenerbahçe'de Yobo Afrika Uluslar Kupası için milli takımda olduğu için,Mehmet Topuz ve Gökhan Gönül'ün kırmızı kart cezalarından dolayı, Sezer Öztürk de sakat olduğu için bu maçta kadroda yer alamadılar.
Rakibe nazaran daha iyi başlayan Fenerbahçe, daha 5. dakikada Salih Uçan'ın harika ara pası ile kaçan Semih'le gole yaklaştı, fakat Semih Şentürk topu Scott Carson'a nişanlayınca mutlak bir golden oldu.
25'te bu kez seken topa ceza sahası dışından, sağ ayağının dışıyla harika bir şut atan Salih Uçan'ın şutu direkte patladı, girse harika bir gol olacaktı.
İlk yarım saatte, Bursaspor Fenerbahçe'nin hızlı çıkmak istediği her pozisyonda, bazıları kartlık olan fauller yaptı. Kuddusi Müftüoğlu bunların hiçbirinde kartına başvurmamasının yanı sıra, bazılarına faul bile çalmayarak, Bursaspor'un sertliğine prim tanıdı. Kuddusi Müftüoğlu'nun her stadı Fenerbahçe için deplasmana çevirmek gibi bir yeteneği vardır! Raul Meireles'in sarı kartlık pozisyonunu ise atlamadı.
Meireles'in dönüşü memnuniyet verici.. Futbol aklı üst düzey olan Raul, yine pas alışverişinde , rakibe baskıda , pozisyon almada farkını gösterdi. Egemen'in de Fenerbahçe'ye transfer olduktan sonra ortaya koyduğu, en iyi performans dün ortaya koyduğuydu, hatasız oynadı.
Miroslav Stoch bildiğimiz gibi.. Hiç bir katkısı yok. Mücadele yok, yardımlaşma yok, zeka yok!
Dün yine birşey vermezken, Ferenc Puskas Ödülü sonrası da, bir Rus kulübüne kakalanamaması büyük talihsizlik.
Hani teklif edildiği ve Fenerbahçe'nin reddettiği söylenen 10 milyon eurolar falan değil, 5-6 milyon euroya hemen satılmalı! Yok yani bu adam bu kadar.. Geldiğinden beri bir arpa boyu yol almadı Stoch.
Salih'in pasıyla topla buluşan Semih'in ortasını Bursaspor defansı elle kesince, Fenerbahçe penaltı kazandı. Fenerbahçe 1 yıl sonra ilk kez penaltı kazanmış oldu. Taraftar atışı günün başarılı ismi Salih kullansın diye tezahürat yapmasına rağmen Salih penaltı noktasına gitmedi. Atışı kullanan Semih topu ağlara yolladı. (1-0) İlk yarı bu şekilde sona ererken, Bursaspor adına dikkat çeken oyuncu, N'Diaye yerine alınan Edu idi.
İkinci devrenin başında Selçuk Şahin'in yerine giren Cristian Baroni, önceki maçlardakinin aksine , Salih ile alan paylaşımı konusunda daha iyiydi. Bu değişiklik takımın pas kalitesini de bir seviye daha arttırdı. Fenerbahçe savunmasının da orta sahaya ayağa çıkmaya çalışmaları; bu maçta dikkatimi çeken bir başka durumdu.
Semih Şentürk fizik olarak hala gereken düzeyde değilse de, Fenerbahçe'nin oyununa zeka ve mücadele hırsı katıyor. Moussa Sow'un alternatifi ya da başka bir gol silahına sahip olmak bakımından, Semih'in daha fazla süre almayı sürdürmesi gerekiyor. Biraz morallenmiş, maç sonundaki açıklamaları da bunu destekler nitelikteydi.
61'inci dakikada Bursasporluların uzaklaştırmaya çalıştığı top, baskı yapan Semih Şentürk'ün ayağına çarpıp, yaklaşık 30 metreden ağlara gitti (2-0) Golden sonra kusura bakma bilerek atmadım der gibi, mahcup bir halde yanına gittiği Scott Carson'ın trip atması tribünleri kahkahaya boğdu. Dakika 62'de Sow'un yerine Kuyt, 73'te de taze kan olarak , Stoch'un yerine genç Beykan Şimşek oyuna girdi..
Fenerbahçe kontratağında topla buluşan Semih, bekletmeden topu solundaki Beykan'a aktardı. Beykan bekletmeden, harika vurdu. Beykan Şimşek uzun zamandır dikkat çeken bir isimdi. Devre arasında Antalya kampına katıldı, geçen hafta Elazığspor maçında da kadrodaydı ancak oyuna dahil edilmemişti.Dün ilk resmi maçında muazzam bir gol atan Beykan Şimşek'in sevinci görülmeye değerdi. Baroni'nin omuzlayarak tribünlere götürerek alkışlattığı Beykan Şimşek, şüphesiz ki günün en mutlu ismiydi.. Golden sonra da hem pası verdiği için, hem de kendi gibi altyapıdan gelen oyunculara verdiği destekten dolayı Semih Şentürk'ü aramış, heyecandan bulamamış bir an!
Fenerbahçe'nin Bursaspor'u 3-0 mağlup ettiği karşılaşmanın son golünü kaydeden genç futbolcu Beykan Şimşek, maçın ardından açıklamalarda bulundu:
"Gerçekten şu anda anlatılamayacak kadar mutluyum. Böyle güzel bir gol atmak, böyle bir statta özellikle mükemmel oldu benim için."
Fenerbahçe formasıyla adını duyuran Beykan, gelecek hedefleri olduğunu belirterek, "Genç bir oyuncu için ilk hedef çıktığı takımda kalıcı olabilmektir. Ben de ilk etapta Fenerbahçe'de kalıcı olarak forma bulmak istiyorum uzun vadede. Sonrasında da tabii ki benim de büyük hedeflerim var." diyerek sözlerini noktaladı.
Bunlar gayet olgun açıklamalar. Ben alt yaş takımlarından Beykan Şimşek'i tanıyorum. Beykan alt yapılarda yaşça kendisinden büyüklerin arasında oynuyordu. Yeteneğini biliyordum, ama bana hınzırlığı pek seven bir çocuk gibi görünüyordu. Futbolunda belirgin eksiği normal olarak fiziksel özellikleri.. Ama iki yıl önce yaptığı şu röportajı okuduktan sonra fikrim değişti benim.. Aklı başında bir çocuk olduğuna, adam olacağına daha bir inandım. bkz. Beykan Şimşek Röportajı
Salih çok özel bir çocuk, bugün attığı direkten dönen şuttan okumak mümkün. Geçtiğimiz maçlarda Salih'in pas hataları konuşulduğunu duydum. Oysa Salih Uçan'ı etkin pas denemesi %'sine bakarak değerlendirmek lazım. Recep Niyaz kadar yetenekli değil belki ama daha hazır. O mesela bugünkü şutu atabiliyor, ama Recep Niyaz Trabzon maçında daha müsait pozisyonda, şut atmak yerine pas vermişti. Oysa vursa gol olacaktı! Bir yandan da Recep Niyaz'ın henüz 17 yaşında olduğunu unutmamak gerek! Salih TFF 1 ligde edindiği deneyimle, oyun sertliğine Recep'ten çok daha alışkın. Türkiye'de oyun hızı, atletizm ve kalite manasında değil, ama oyun sertliği anlamında; lig küçüldükçe zorluk büyür. Amatör liglerde kasti tekme de, tükürme de küfür de vardır mesela.. Her durumda farklı olan Salih'in durumu. Doğal olan ise, 17-19 yaşlarındaki futbolcuların özgüven açısından Salih seviyesinde olmamaları..
Recep Niyaz bir yıllığına ya da bir buçuk yıllığına , TFF 1'inci ligde bir takıma kiraya verilerek profesyonel futbol sertliğine alışması sağlanmalı. Ayrıca bu maç sayısını arttırarak özgüven konusunda aşama kaydetmesini de sağlar.. Kiraya verilecek takımı bilemiyorum, ama kendisini tanıyıp isteyen, eğitmen yönü ağır basan bir antrenöre teslim edilmeli. Manisaspor'a kiraya giden, orada Ersun Yanal ile çalıştıktan sonra, Galatasaray'a dönüp ilk 11 oyuncusu olan Arda Turan örneğindeki gibi..
Sahada ne zaman ne yapacağını bilen ve bunu sakinlikle yerine getiren bir futbolcu Salih Uçan.. Saha görüşü, pas şiddetini ayarlayışı enfes. Sık sık Oğuz Çetin gibi, top sıkıştığı anlarda tüm takımın sorumluluğunu almaya kalkıyor , 5 dakikada Semih'e attığı ara pası da Semih Carson'a nişanlayınca mutlak bir asist istatistiğini ıskalamış oldu bunun yanında fizik kalitesi Oğuz'un onun şimdiki yaşından 6-7 yıl sonra yakaladığı seviyede şimdiden gelmiş durumda! Oğuz Çetin'in Osieck gelene kadar defansif anlamda da sorumluluk aldığını görmemiştik, Salih ise sık sık pas arası yapıyor, sık sık arada kalan topları söküyor ve topu kazandığında ne yapacağına dair bir fikri oluyor! Salih, eleştiriye de, ıslıklanmaya da, herşeyden önemlisi, övülmeye de hazırlamış gibi kendini. Allah sakatlıklardan korusun...
Trabzon her zamanki Trabzon, her ne kadar Galatasaray maçındaki dengesizlikleri de akıllarda kalmışsa da, Fenerbahçe olunca hepsi birer canavara dönüşüyorlar!
Herşeyin böyle olacağını tahmin etmek için kahin olmak gerekmiyordu elbette.. Stadyumda Volkan Demirel'e bıçak atıldığında ,''Ne bilelim evden getirmediğini..'' diyebilen birinin yönetici olduğu bir kulüpten söz ediyorum, ilginç hiç bir şey yok elbette! Ogün Samast için bereyle maça gelenler, her maçta tribünlerde akla hayale sığmaz pankartlar asanlar, (sahaya attıklarından bahsetmeye bile değmez) soyunma koridorlarında rakip futbolculara, stad güvenlik elemanlarıyla birlikte saldırmış yöneticiler, zamanında Fenerbahçe'ye imza atan Gökdeniz'e ''Gidersen sıkarız dizine, bir daha futbol oynayamazsın.'' diyenler derken saymakla bitmez vahşet detaylarından söz edilebilir.
6222 çıktı, ama ne kanundan önce ne de kanun çıktıktan sonra, organize bir şekilde bu futbol oynanamaz hale getirilen, kulüp ve şehir için yaptırım uygulanmıyor, haliyle gram ilerleme de olmuyor..
Her fırsatta halkı kışkırtan yöneticiler, durumu normalmiş gibi lanse etmeye çalışan 'gazeteciler' için her hangi bir sorun çıkmadığı gibi, bu insanlar aranan çalışanlar durumundalar.
Maç başladığı andan itibaren, yine sokulması uygun olmayan pankartlar stadyumdaydı. Küfür kıyamet ve bitmeyen yabancı madde yağmuru da, her zamanki kıvamındaydı. Fenerbahçe de maç boyu durumu idare eder şekilde oynamaya niyetli gibiydi. Ta ki iyice kontrolden çıkana kadar, Fenerbahçe idare etti durumu. Son bölümde biraz seyircinin hareketlendirmesiyle canlanan Fenerbahçe sahadan Smih Şentürk ve Kuyt'ın golleriyle 2-0 galip ayrıldı.
-F.BAHÇE’nin attığı gol sonrası Aykut Kocaman’ın başına bir taş atıldı… Fenerbahçe Teknik Direktörü bir an panikle elini kafasına götürüp kan olup olmadığına baktı. Ve ellerini iki yana açarak sordu: “Neden yapıyorsunuz?” Bir süre tribünlere baktı. Ardından tepkiler yükselince geri döndü…
Aykut Hoca gibi bir adama bile böyle şeyler yapılması cidden inanılmaz!
Hatırlanacaktır, bırakın taş yemeği tepki aldığı Beşiktaş tribünlerine, Fatih Terim böyle cevap vermişti.. İki resim arasındaki farklar saymakla bitmiyor yani!
Fenerbahçe'nin en dikkat çekici oyuncusu Salih Uçan idi. 19 yaşındaki genç oyuncu, bu sene kupada bolca şans buluyor, giderek de daha iyi oynuyor.
Box to box nasıl olur herkese gösteren Salih, dikine oynuyor, ikili mücadele kazanıyor. Kaybettiği topu kovalayıp doğru pozisyon almayı da başarıyor. Dün sahada uzun süre uyuklayan abilerine nazire yapar bir performans sergiledi.Yakında formayı bileğinin hakkıyla alır böyle giderse. Fenerbahçe gibi bir kulüpte genç futbolculara sıkça şans vermek elbette zor, ama bir de Salih gibi zorla şans alanlar var, doğru yol da bu olsa gerek!
Bir not da Semih Şentürk'e düşelim. Bir miktar güçlendiği görülüyor, yeterli değil ama aşama yapmış. Kısa süre içerisinde kendi performansını yakalamazsa hiç şansı kalmayacak, hatta belki önümüzdeki günlerde gönderilmesi bile söz konusu olabilir!
Kupada F.Bahçe ile eşleştiklerinde,twittera “Biz onlarla PTT 1. Lig’de oynamayı bekliyorduk” diye yazan 1461 Trabzonlu Göksu’ya sarı lacivertli futbolcular, elini sıkmayarak tepki göstermişler. Göksu bu tweeti , Fenerbahçe ile 1461 Trabzon takımı aynı gruba düşünce söylemişti. Doğal olarak da bu Fenerbahçelilerin büyük tepkisini çekmişti, anlaşılan Fenerbahçeli futbolcular da bilip-bilmeden ezbere konuşarak, sahada kendisiyle aynı işi yapan insanların emeğine saygı duymadığını ortaya koyan, Göksu Alhas'a tepki vermişler.
Göksu, maçın devre arasında olayı arkadaşlarına anlatırken, çok üzüldüğünü, şaşırdığını ve seremoninin sonuna doğru kendisinin de elini indirdiğini söylemiş. Ben kendi adıma hiç de kolay kazanılmayan bir şampiyonluk hakkında ileri-geri konuşan Göksu Alhas'a tepki olmasına, neden şaşırdığını, neden üzüldüğünü anlayamadım ,gerçekçi ve samimi de bulmadım.
Dahası takım arkadaşlarından da bu ilginç tavra destek gelmesi olmuş. Sercan Kaya ve Abdullah Halman, “Göksu kardeşimizin elini sıkmayanlar ikinci maçta bize el uzatmasınlar” derken, Barış Memiş, “Sen onlardan yüreklisin. Biz de onların elini sıkmayız kardeşim” diye yazdı. Sıddık İstemi ise, “Göksu bana devre arasında olayı anlattığında inanmak istemedim. Şimdi TV’den izledim. Yaptıkları çok ayıp” gibi ilginç ifadeler kullanmışlar. Bu adamların hepsi profesyonel futbolcu mesela. Ya savundukları tavrın ne kadar çiğ ve sağlıksız olduğunu, idrak edebilecek kapasitede değiller, ya da birileri onlara bu tavrı göstermeleri için görev veriyor ciddi ciddi. Sercan Kaya'yı da hatırlarsınız. Şu şike iddiası olan sezonda durduk yere kendini yere atıp, Trabzonspora golü attıran, ödül olarak Trabzonspor'a transfer edilen genç çocuk vardı ya o işte. Şimdi de kirada ya, Trabzonspor'u ne kadar sahiplendiğini göstermek istiyor belki de! Oysa yetenekli biri, bilekleri çok iyi mesela.
Bu davranışlar bu sözler, hiç şüphesiz Dünya'da empati yeteneğinden bu kadar yoksun insanların ,bu kadar özenle bir araya getirilmesi bakımından çarpıcı bir örneklerdir.
Trabzon’daki internet forumları ve haber sitelerinde de olay geniş yer buldu. Bazı taraftarların forumda, “Bu ülkede adalet işlemediği sürece bu olayları daha çok yaşarız” ve “Göksu’nun elleri kirlenecekti. Yazık çocuğa” demeleri de ilginç mesela. Varsayalım ki onlar haklılar, Fenerbahçe gerçekten şike yapmış, hakları yenmiş diyelim. O durumda da maçı satın alan orada Göksu'nun elini sıkmayan futbolcu muydu ki , o suçlu ve kirlenmiş mi oluyor hiç bir şey yapmadan?
Dahası basın tribününde bile ilginç olaylar olmuş
İLK yarının sonunda 1461 Trabzon kalecisi Fatih ile Stoch arasındaki ikili mücadelenin ardından büyük bir gazetenin Trabzon muhabiri çıldırdı ve küfürler savurmaya başladı… Kimse onu teskin etmeye çalışmıyor ve aksine küfürlere çevresindekiler de katılıyordu. Küfürlerden hakem Suat Arslanboğa, Aykut Kocaman, Stoch nasibini aldı… Bu gazetecinin küfürleri maç sonuna kadar sürdü…
- Maçın sonlarında Fenerbahçe 1-0 öne geçince arka taraftan bir ses yükseldi: “Cristian’ın ayağını kırın. Salih’e vurmayın. O daha küçük…” Bu sözleri duyunca şaşkınlık içinde geriye döndüm. Kim diye bakmak istedim. Bu sırada tepki bana yöneldi: “Rahatsız mı oldun? Şikeden rahatsız olmuyorsunuz ama...”
- Maçın sonlarında Fenerbahçe 1-0 öne geçince arka taraftan bir ses yükseldi: “Cristian’ın ayağını kırın. Salih’e vurmayın. O daha küçük…” Bu sözleri duyunca şaşkınlık içinde geriye döndüm. Kim diye bakmak istedim. Bu sırada tepki bana yöneldi: “Rahatsız mı oldun? Şikeden rahatsız olmuyorsunuz ama...”
-Devre arasında FBTV çalışanlarını dövmek amacıyla arayan 'gazeteci' ler varmış!
Toplum algısı yönetenler, adaleti sağlamaktan sorumlu kişi-kurum ve kuruluşlar, topluma ne kadar sağlıksız şeyler yüklemişler, yukarıdaki bakış açısında bunu buram buram koklamak mümkün!
Maç sonrası doğal olarak Fenerbahçe cephesinden gelen eleştiriler karşısında da, 12 Mayıs 2012'de devletin polisine saldıran, arabaları ters çeviren Fenerbahçelilerden söz etmişler! Beyler gerçekten hala 12 Mayıs 2012'de olanların bir polis terörü olduğunu fark etmemiş, kavramamış olan var mı yahu? Bu utanç verici olayları bir de , mağdura yükleyerek daha kötü kendilerini rezil ediyorlar onu da ekleyelim.