UA-36062800-1
Dirk Kuyt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dirk Kuyt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Mart 2013 Pazartesi

Fenerbahçe Yola Devam Ediyor!



                 Fenerbahçe, Galatasaray'ın Gençlerbirliği'ne yenildiği,Beşiktaş'ın Trabzonla berabere kaldığı haftada, Kadıköyde maça sıkça olduğu gibi, yediği erken golle (1-0) geride başladıysa da, maç bittiğinde skorboard'da Fenerbahçe (4-1) Bursaspor yazıyordu.

                 Maç başlar başlamaz görüldüğü üzere, Aykut Kocaman eksiklerin yerine ve rotasyona gitmek istediği pozisyonlara farklı oyuncular yerleştirmiş, dizilişler ilgili herhangi bir değişiklik yapmaya ise gerek görmemişti.                 

                 Sağbekte sakat Gökhan'ın yerine; Fenerbahçe kariyeri çok büyük ihtimalle sona ermek üzere olan Orhan Şam'ı değil, umduğumuz gibi Mehmet Topuz'u yerleştirmişti. Topuz daha önce bu mevkide oynadığı az maçta, Orhan'a göre çok daha iyi performans göstermişti.

                 Stoperde formunu yükseltmeye başlayan Egemen'i değil, favori oyuncularından Yobo'yu sahaya sürdü. Hoca Yobo'nun tecrübesine ve oyun bilgisine çok güveniyor. Ben formsuz bir sezon geçirdiğini düşünsem de, yoğun eleştiri yapılabilecek bir durum da değil.   

                 Forvette yine sakat olan Webo yerine Semih Şentürk'ü sahaya süren Aykut Kocaman, elbette solda Caner'i oynatıp Sow'u da en öne atabilirdi. Ancak önde Sow'un top tutma özelliği, Fenerbahçe'ye çoğalmak için yeterli süreyi sağlayamayabiliyor. Evet Sow gezgin oynamadığında, bulduğu pozisyonları gole çevirme ortalaması daha yukarılarda oluyor. Ama hocanın takım oyunu anlamında ne yapmak istediğini anlamak gayet kolay geliyor bana..  

                 Solbekte bugünün tercihi, son maçta kadroda dahi olmayan Hasan Ali Kaldırım'dı. Hasan Ali'nin bu akşamki temposuna bakılırsa dinlenmek iyi gelmiş. Ben dinlendirilerek oynatılmasına, maça göre Ziegler'le çıkılmasına karşı değilim. Benim anlamakta zorlanıp itiraz ettiğim, Ziegler oynadığında Hasan Ali'nin maç kadrosunda da olmuyor olması.    

                Batalla'nın Fenerbahçe savunmasını uyutan şık pasını, Sestak Volkan'ın yanından ağlara yollayınca, herkeste doğal olarak 'Yine mi yahu?' tepkisi oluştu. (0-1) 

                Bu erken gelen golün havasından tribünler de takım da çabucak arınırken, bu havanın dağılmasında Emre Belözoğlu'nun rolü büyüktü.    
                              

                 Dk 12'de topu alan Emre yakaladığı şut pozisyonunda önce şut atmadı, çekip düzelttiği topta hem karşısındaki oyuncuyu ekarte etti. Hem de çalım sonrası harika bir ayak içi vuruşla ağlara yolladı. (1-1)
               
                 Golden sonra Fenerbahçe belirgin bir baskı kurmakta zorlandı. Bunun başlıca nedeni Semih'e yollanan topların duvara çarpmış gibi geri gelmesiydi. Ligin ilk devresinin sonlarında toparlanma emareleri veriyordu. Anlaşılan Webo transfer edilip, onbire yerleştirilince oynayacağına olan inancını yeniden yitirmiş, bırakmış kendini. Ne top tutabildi, ne de yavaş bile olsa koşması gerektiği kadar koşabildi.

                 Emre'nin sahanın her yerindeki oyun keyif veriyordu ki sakatlandı. Oyundan çıkmak istediğini söyledikten sonra, bir duran topu zekice hızlı kullandı. Kaleciyle karşı karşıya kalan Kuyt'ın sağ dış vuruşu yan direkten geri geldi. Kaçan bu gol Emre için 23 dk içinde bir gol, bir asistlik muazzam istatistik olacaktı. Dahası oyunuyla herkesi ateşleyip, öne doğru baskıda öncü oluyordu. Sorunlarından arınıp takıma dönen Emre, Fenerbahçe için 'çöldeki vaha' gibi oldu hakikaten!

                Bu pozisyon sonrasında, sağ çaprazdan Cristian'la ve kaleye dönerek yaptığı vuruş Scott Carson'da kalan Sow ile 2 ciddi pozisyon yakalandıysa da gol olmadı.

                Emre'nin yerine giren Mehmet Topal, Meireles'i biraz öne atıp savunmanın önüne yerleşti. Burada Bursaspor'un sihirbazı Batalla'yı kontrol eden Mehmet, doğal olarak hücuma Emre gibi katkı veremedi. Cristian uykudaydı, Meireles de kendini ön alanda sorumluluk almakta pek zorlamıyordu.


                Fenerbahçe'nin ilk yarıdaki temposu, yoğun maç trafiği akıllara gelince düşecek diye düşündüm. Bu nedenle yüksek tempo anlarında goller gelmemesi, Kuyt'la direğe takılan pozisyonun gol olmaması, ilerleyen anlarda tempo yapan takım düşeceği için, maçı çevirmeyi zorlaştıracaktı.

               Bursa Musa Çağıran'la uzaktan etkili bir şut çıkardıysa da, son dönemin güven aralığı düşük seyredeni Volkan Demirel, topun ağlara gitmesine izin vermedi. Devre arasına (1-1) lik eşitlikle gidildi.
                
               
               İkinci yarıya beraberlikle giren Fenerbahçe, devre arasında uyarıldığını sandığım Meireles başta olmak üzere daha derli toplu oynayarak başladı. Meireles geldiği zaman sergilediği, boşa çıkıp top isteyen, yardımlaşan anlayışına geri döndü. Ödülünü de Scott Carson'la beraber Sow'un yükseldiği top sekip önüne düşünce, kaleye yolladığı topun gole dönüşmesiyle aldı. (2-1) Golde Scott Carson'a faul yapıldığı yönünde itirazlar olduysa da hikaye. Ancak top Carson'dan değil de, yükselen Sow'dan sektiyse pozisyon ofsayt. Ben tam olarak seçemedim.

             Caner'in günün kötüsü Semih'in yerine girmesi, solda hırpalanan Sow'un Semih'in boşalttığı alana geçişi maçta bir diğer dönüm noktası oldu. Yediği 2'inci golle birlikte defans güvenliğini azaltan Bursaspor karşısında, Caner sorumluluk aldı. Oyuna girer girmez gamsız Cristian'a alan kapatması için uyarılar yaptığı gibi, doğru alanlara iyi gitti, takımı da gol pozisyonuna sokan organizasyonları hazırladı. 

              3-4 maçtır Duracell kimliğini tekrar kazanan Dirk Kuyt, Caner'in soldan ortasını iyi takip ederek, arka direkte zor açıdan topu ağlara yuvarladı. (3-1) Kuyt bugün sahanın her yerinde diri, yardımsever ve hırslıydı. Ben basit pas hatalarından dolayı sıkça kızsam da, bugünkü haliyle her takımın arayıp bulamadığı bir futbolcu. Çıktığı hava toplarında dengeli kalıp, sıkça da mücadeleyi kazanan oluyor. Birebir oyunu da pas kalitesi gibi çok üst düzeyde olmasa da, yüksek oyun bilgisi takıma pozisyonlar hazırlamasına yetiyor da arıyor bile. Dahası yaydığı enerji takıma Emre'ninkine benzer bir etki de yapıyor. Ben sahada olsam Kuyt'tan utanır, bir an olsun duramazdım.

              İlk yarım saat hariç, maçın 3'te 2'sini idare ederek geçiren Cristian Baroni, bir daha maça döndükten sonra kalitesini gösterdi. Son dakikalarda Sow'a attığı ara pası Moussa Sow ağlara yollayınca, günü asistle tamamlamış oldu. Ben sürekli istikrarsızlığından şikayet ettiğim Baroni'den yine memnun değilim. Bu şekilde onbirde oynamayı hak etmiyor. Ben olsam bu Baroni'yi 'Genç Semih' rolüyle 60-70'ten sonra oynatırım. Bugüne kadar izlediğim 'Genç Baroni' bu şekilde hep daha fazla verim ve arzuyla oynadı.

              Bu arada ilk yarım saatte müthiş tempo yapan takımın, oyunun ilerleyen bölümünde yukarıda bahsettiğim gibi temposunun düşeceğine inanmıştım. Ancak takım beni net bir şekilde yanılttı. Haftada 3 maç yapan bir takımın, şu anda gösterdiği fizik kalitesi muazzam. Bunlar için Aykut Hoca'yı ciddi ciddi tebrik etmek gerek. Rotasyon uyguladığı takımda bir çok oyuncunun hazır olmasını sağladı. Takım hala 3 kupada da hedefi kovalamaya devam ediyor. Belki Krasic ve Stoch üzerinden eleştirenler olabilir yine de. Ama Krasic bugün maç kadrosundaydı. Stoch'un ise sağa çekerek attığı şutlarla, yiyecek ekmeği kalmadı buralarda. Sezon sonunda Abbas Passenger denilir.

                      

16 Ocak 2013 Çarşamba

Trabzonda Olanlar ve Göksu Alhas Olayı Üzerine!


      Trabzon her zamanki Trabzon, her ne kadar Galatasaray maçındaki dengesizlikleri de akıllarda kalmışsa da, Fenerbahçe olunca hepsi birer canavara dönüşüyorlar!

      Herşeyin böyle olacağını tahmin etmek için kahin olmak gerekmiyordu elbette.. Stadyumda Volkan Demirel'e bıçak atıldığında ,''Ne bilelim evden getirmediğini..'' diyebilen birinin yönetici olduğu bir kulüpten söz ediyorum, ilginç hiç bir şey yok elbette! Ogün Samast için bereyle maça gelenler, her maçta tribünlerde akla hayale sığmaz pankartlar asanlar, (sahaya attıklarından bahsetmeye bile değmez) soyunma koridorlarında rakip futbolculara, stad güvenlik elemanlarıyla birlikte saldırmış yöneticiler, zamanında Fenerbahçe'ye imza atan Gökdeniz'e ''Gidersen sıkarız dizine, bir daha futbol oynayamazsın.'' diyenler derken saymakla bitmez vahşet detaylarından söz edilebilir.

          6222 çıktı, ama ne kanundan önce ne de kanun çıktıktan sonra, organize bir şekilde bu futbol oynanamaz hale getirilen, kulüp ve şehir için yaptırım uygulanmıyor, haliyle gram ilerleme de olmuyor.. 

       Her fırsatta halkı kışkırtan yöneticiler, durumu normalmiş gibi lanse etmeye çalışan 'gazeteciler' için her hangi bir sorun çıkmadığı gibi, bu insanlar aranan çalışanlar durumundalar.


    Maç başladığı andan itibaren, yine sokulması uygun olmayan pankartlar stadyumdaydı. Küfür kıyamet ve bitmeyen yabancı madde yağmuru da, her zamanki kıvamındaydı. Fenerbahçe de maç boyu durumu idare eder şekilde oynamaya niyetli gibiydi. Ta ki iyice kontrolden çıkana kadar, Fenerbahçe idare etti durumu. Son bölümde biraz seyircinin hareketlendirmesiyle canlanan Fenerbahçe sahadan Smih Şentürk ve Kuyt'ın golleriyle 2-0 galip ayrıldı.



-F.BAHÇE’nin attığı gol sonrası Aykut Kocaman’ın başına bir taş atıldı… Fenerbahçe Teknik Direktörü bir an panikle elini kafasına götürüp kan olup olmadığına baktı. Ve ellerini iki yana açarak sordu: “Neden yapıyorsunuz?” Bir süre tribünlere baktı. Ardından tepkiler yükselince geri döndü…
  


   Aykut Hoca gibi bir adama bile böyle şeyler yapılması cidden inanılmaz!






  Hatırlanacaktır, bırakın taş yemeği tepki aldığı Beşiktaş tribünlerine, Fatih Terim böyle cevap vermişti.. İki resim arasındaki farklar saymakla bitmiyor yani!
      Fenerbahçe'nin en dikkat çekici oyuncusu Salih Uçan idi. 19 yaşındaki genç oyuncu, bu sene kupada bolca şans buluyor, giderek de daha iyi oynuyor.
     
        Box to box nasıl olur herkese gösteren Salih, dikine oynuyor, ikili mücadele kazanıyor. Kaybettiği topu kovalayıp doğru pozisyon almayı da başarıyor. Dün sahada uzun süre uyuklayan abilerine nazire yapar bir performans sergiledi.Yakında formayı bileğinin hakkıyla alır böyle giderse. Fenerbahçe gibi bir kulüpte genç futbolculara sıkça şans vermek elbette zor, ama bir de Salih gibi zorla şans alanlar var, doğru yol da bu olsa gerek!

        Bir not da Semih Şentürk'e düşelim. Bir miktar güçlendiği görülüyor, yeterli değil ama aşama yapmış. Kısa süre içerisinde kendi performansını yakalamazsa hiç şansı kalmayacak, hatta belki önümüzdeki günlerde gönderilmesi bile söz konusu olabilir!
         
        Kupada F.Bahçe ile eşleştiklerinde,twittera “Biz onlarla PTT 1. Lig’de oynamayı bekliyorduk” diye yazan 1461 Trabzonlu Göksu’ya sarı lacivertli futbolcular, elini sıkmayarak tepki göstermişler. Göksu bu tweeti , Fenerbahçe ile 1461 Trabzon takımı aynı gruba düşünce söylemişti. Doğal olarak da bu Fenerbahçelilerin büyük tepkisini çekmişti, anlaşılan Fenerbahçeli futbolcular da bilip-bilmeden ezbere konuşarak, sahada kendisiyle aynı işi yapan insanların emeğine saygı duymadığını ortaya koyan, Göksu Alhas'a tepki vermişler.

        Göksu, maçın devre arasında olayı arkadaşlarına anlatırken, çok üzüldüğünü, şaşırdığını ve seremoninin sonuna doğru kendisinin de elini indirdiğini söylemiş. Ben kendi adıma hiç de kolay kazanılmayan bir şampiyonluk hakkında ileri-geri konuşan Göksu Alhas'a tepki olmasına, neden şaşırdığını, neden üzüldüğünü anlayamadım ,gerçekçi ve samimi de bulmadım. 

        Dahası takım arkadaşlarından da bu ilginç tavra destek gelmesi olmuş. Sercan Kaya ve Abdullah Halman, “Göksu kardeşimizin elini sıkmayanlar ikinci maçta bize el uzatmasınlar” derken, Barış Memiş, “Sen onlardan yüreklisin. Biz de onların elini sıkmayız kardeşim” diye yazdı. Sıddık İstemi ise, “Göksu bana devre arasında olayı anlattığında inanmak istemedim. Şimdi TV’den izledim. Yaptıkları çok ayıp” gibi ilginç  ifadeler kullanmışlar. Bu adamların hepsi profesyonel futbolcu mesela. Ya savundukları tavrın ne kadar çiğ ve sağlıksız olduğunu, idrak edebilecek kapasitede değiller, ya da birileri onlara bu tavrı göstermeleri için görev veriyor ciddi ciddi. Sercan Kaya'yı da hatırlarsınız. Şu şike iddiası olan sezonda  durduk yere kendini yere atıp, Trabzonspora golü attıran, ödül olarak Trabzonspor'a transfer edilen genç çocuk vardı ya o işte. Şimdi de kirada ya, Trabzonspor'u ne kadar sahiplendiğini göstermek istiyor belki de! Oysa yetenekli biri, bilekleri çok iyi mesela.

        Bu davranışlar bu sözler, hiç şüphesiz Dünya'da empati yeteneğinden bu kadar yoksun insanların ,bu kadar özenle bir araya getirilmesi bakımından çarpıcı bir örneklerdir.

        Trabzon’daki internet forumları ve haber sitelerinde de olay geniş yer buldu. Bazı taraftarların forumda, “Bu ülkede adalet işlemediği sürece bu olayları daha çok yaşarız” ve “Göksu’nun elleri kirlenecekti. Yazık çocuğa” demeleri de ilginç mesela. Varsayalım ki onlar haklılar, Fenerbahçe gerçekten şike yapmış, hakları yenmiş diyelim. O durumda da maçı satın alan orada Göksu'nun elini sıkmayan futbolcu muydu ki , o suçlu ve kirlenmiş mi oluyor hiç bir şey yapmadan?

        Dahası basın tribününde bile ilginç olaylar olmuş 

İLK yarının sonunda 1461 Trabzon kalecisi Fatih ile Stoch arasındaki ikili mücadelenin ardından büyük bir gazetenin Trabzon muhabiri çıldırdı ve küfürler savurmaya başladı… Kimse onu teskin etmeye çalışmıyor ve aksine küfürlere çevresindekiler de katılıyordu. Küfürlerden hakem Suat Arslanboğa, Aykut Kocaman, Stoch nasibini aldı… Bu gazetecinin küfürleri maç sonuna kadar sürdü…

- Maçın sonlarında Fenerbahçe 1-0 öne geçince arka taraftan bir ses yükseldi: “Cristian’ın ayağını kırın. Salih’e vurmayın. O daha küçük…” Bu sözleri duyunca şaşkınlık içinde geriye döndüm. Kim diye bakmak istedim. Bu sırada tepki bana yöneldi: “Rahatsız mı oldun? Şikeden rahatsız olmuyorsunuz ama...”

- Maçın sonlarında Fenerbahçe 1-0 öne geçince arka taraftan bir ses yükseldi: “Cristian’ın ayağını kırın. Salih’e vurmayın. O daha küçük…” Bu sözleri duyunca şaşkınlık içinde geriye döndüm. Kim diye bakmak istedim. Bu sırada tepki bana yöneldi: “Rahatsız mı oldun? Şikeden rahatsız olmuyorsunuz ama...”

-Devre arasında FBTV çalışanlarını dövmek amacıyla arayan 'gazeteci' ler varmış!

Basın Tribününde olanlar Ahmet Ercanlar'ın kaleminden

        Toplum algısı yönetenler, adaleti sağlamaktan sorumlu kişi-kurum ve kuruluşlar, topluma ne kadar sağlıksız şeyler yüklemişler, yukarıdaki bakış açısında bunu buram buram koklamak mümkün!

        Maç sonrası doğal olarak Fenerbahçe cephesinden gelen eleştiriler karşısında da, 12 Mayıs 2012'de devletin polisine saldıran, arabaları ters çeviren Fenerbahçelilerden söz etmişler! Beyler gerçekten hala 12 Mayıs 2012'de olanların bir polis terörü olduğunu fark etmemiş, kavramamış olan var mı yahu? Bu utanç verici olayları bir de , mağdura yükleyerek daha kötü kendilerini rezil ediyorlar onu da ekleyelim.
       

16 Aralık 2012 Pazar

Fenerbahçe Arena'da Nasıl Kazanır?

     Fenerbahçe ve Galatasaray'ın muhtemel kadrolarının soldaki gibi olmasını bekliyorum.

     Öncelikle Fenerbahçe ve Galatasaray'ın artılarınını ve eksilerini ele alalım.

Fenerbahçe'nin Artıları

-Takım savunması Meireles'in de takıma katılmasından sonra iyice oturdu.

-Orta saha dirençli, Sow,Caner ve Kuyt'ın da desteğiyle, istediklerinde topa çok iyi baskı uyguluyorlar.

-Sow bulunca affetmiyor, üstelik sinir bozucu goller atıp, rakibin sinirini bozabilir!

-Kalede Volkan inanılmaz güven veriyor, bu yıl Avrupa Ligi'ndeki maçlarda harika performans verdi,morali yerinde,derbilerde genelde iyi motive oluyor.

-Cristian gününde olursa ceza alanına iyi koşular yapıyor,araya iyi oynuyor,gol de atıyor.


Fenerbahçe'nin Eksileri 
-Hasan Ali her ne kadar gelişim kaydetse de, pozisyon alma konusunda eksikleri var,arkasına adam kaçırabiliyor.

-Cristian oynadığı her 10 maçın 6'sına demotive biçimde çıkıyor,o haliyle de takımı ciddi ciddi eksik oynatıyor!
-Duran topları savunmakta hatalar yapılabiliyor
-Üretkenlik sorunu yaşanabiliyor, dikine oynayan ve süpriz koşu yapan oyuncu sayısı az!
-Geçen yıl oynanan maçlarda, Galatasaray'ın oyun üstünlüğü kurmuş olması psikoloik sıkıntı yaratabilir!
 
Galatasaray'ın Artıları

-Her ne kadar Elmander yerine Burak tercihiyle azalsa da ön alan baskısı yapabiliyorlar

-Orta saha oyuncuları topla iyiler, Selçuk başta olmak üzere,Hamit,Melo,Amrabat ve bekler Riera-Eboue iyi top kullanıyorlar!

-Stadın akustiği harika! Bir derbi için başka ne istenebilir ki?

-Duran topları Selçuk çok etkili kullanıyor,hamle yapan oyuncu sayısı da bir hayli fazla,

-Top rakip kalede oynanırken,Amrabat dar alanda çok etkili olabiliyor!

-Burak Yılmaz'ın durmadan denediği defans arkası koşuları ve Selçuk'un oralara pas atabilmesi!

-Fatih Terim'in motivasyon kabiliyeti ve rakip kaleye baskı hedefleyen tarzı!


Galatasaray'ın Eksileri

-Kart görmeye müsait oyuncu fazlalığı Eboue,Burak Yılmaz,Semih Kaya ve elbette Felipe Melo

-Defansta sık verilen açıklar ! Semih Kaya ve Dani hamleli ancak bol hata yapan oyuncular, Riera mevkisinde oynamıyor, Eboue de bu yıl çok formsuz,bekler üzerine gidilince hata yapabiliyorlar!

-Melo bu yıl çok kötü, kondüsyonu yerinde değil, Selçuk İnan da kendisine baskı yapıldığında yıldırılabiliyor!

-Kanat oyuncuları çizgileri kullanamıyor,çok fazla içeri girip oyunun sıkışmasına neden olabiliyorlar, bu da üretkenliği kısıtlıyor!

-Galatasaray seyircisinin , Fenerbahçe'yi sıkça yenemedikleri için sabırsızlık göstermeleri, sahaya yabancı maddeler atma alışkanlıkları!


                                            Fenerbahçe Nasıl Kazanır

Fenerbahçe elbette ki topu daha almadan önce Selçuk'a baskı yapmalı,

Kanatları zayıf olan Galatasaray üzerine kanatlardan gitmeli

Defanstan çıkarken top kaptırıp ani atak yememeli

Rakibe duran top şansı vermemeli

Top kaptırıldığında hızla baskı yapmalı

Semih ve Melo arasında Sow'a doğru ısrarla oynamalı

26 Kasım 2012 Pazartesi

Fenerbahçe Doludizgin

          Sıklıkla olduğu gibi,  ilk yarısı ayrı, ikinci yarısı ayrı bir Fenerbahçe izledik Kadıköy'de...


          Fenerbahçe'nin  tutuk ve organize olamayan halinin, Antalya ve Marsilya maçının fiziksel ve mental yorgunluğuyla büyük ilgisi vardı .. Bunların beraberinde getirdiği konsantrasyon eksikliğiyle organize olamayan, forvetlerin etkili olamadığı ilk bölümde, iki pozisyona girerken, Gençlerbirliği de 3-4 poziyona girdi..Ve bunların birinde de duran toptan golü yedi. Duran toplarda rakibin tutulması gereken belki de tek adamı olan Aykut Demir dokunarak topu ağlara yolladı . Dk 20 ( 0-1)


         Sahte Alex Cristian isteksiz başlamıştı, hatalı bir şekilde atılmasına ve hiçbir kabahati olmadığı kesinleşmesine rağmen, PFDK ve Tahkim Kurulu'nun akıllara ziyan bir şekilde, 2 maç ceza verdiği Caner'in yerine forma şansı bulan Stoch yine gereksiz bir oyun sergiliyordu.
    



     









       35'de Zec yakaladığı net pozisyonu gole dönüştürebilseydi Fenerbahçe'nin işi zorlaşacaktı...Hakemin vermediği iki faul sonrasında, önce taraftar sonra takım kendine gelip daha iyi mücadele etmeye,rakibin sertlik seviyesine aynı şekilde cevap vermeye başladı. Soyunma odasına hiç değilse eşitlikle gitmek isteyen Fenerbahçe'ye, Sow'un 44'deki beraberlik golü ilaç geldi...(1-1) Sow'un sağ taraftan ceza sahasına girerek sağ ayağının dışıyla ağlara yolladığı gol herkese ''Bu adam hiç sıradan gol atmayacak mı?''dedirtti.




        İkinci yarıya Fenerbahçe çok daha iyi başladı... İlk 10 dakikada rakibi kendi yarı alanından çıkarmadığı gibi Sow, Stoch ve Yobo ile önemli pozisyonlara da girdiler... Özellikle Sow attığı golle öyle bir canlandı ki, 56'da Marsilya'ya attığı röveşata golün aynısını az farkla kaçırarak, herkesi çok heyecanlandırdı.

       İkinci yarıda Topal'ın yerine oyuna giren Sezer Öztürk, yine Fenerbahçe'nin top kullanma seviyesini üst seviyelere taşımasında büyük katkı sağladı. Top saklamasıyla, ayağına topun yakışmasıyla, oyun zekasıyla fazlasıyla umut veriyor, ilerleyen haftalarda daha çok forma şansı bulacağı kesin.

            Sow'un çabuk düşünüp hızlı kullandığı duran topla 63'de Meireles'in golüyle öne geçen (2-1) Fenerbahçe, Kuyt ve Sezer'in golüyle skoru dörtledi...

24 Kasım 2012 Cumartesi

Gökhan Gönül & Dirk Kuyt'la Gangnam Style

              Dünyayı sarsan Gangnam Style manyaklığı Fenerbahçe'ye de sıçramış. Marsilya maçından sonra, takım otobüsünden çekilmiş görüntülerde, Gökhan Gönül ve Dirk Kuyt bu dansı yapıp oldukça eğleniyorlar. Diğerlerinin de ağzı kulaklarında..Bu tip birlikte eğlenceler takım için olumlu işaretlerdir, sonrası için de pozitif etkiler yapacaktır. Ben bu şarkının müziğini de dansını da pek sevmedim ama biraz daha maruz kalırsam, yapmaya da başlayabilirim, O derece tuhaf bir şekilde takılıyor insanın ağzına! 

             Gökhan Gönül ve Dirk Kuyt ile Gangnam Style'ı aşağıda izleyebilirsiniz


9 Eylül 2012 Pazar

Gladiator Kuyt

     Bitmez tükenmez enerjisi ve savaşçılığı ile şimdiden gönlümüzde taht kuran Kuyt, Fenerbahçe Dergisi için Gladyatör kostümleri giymiş. Oldukça yakıştırdığımı söylemeliyim.Biraz da röportajın içeriğine bakalım.
 Fenerbahçeli futbolcu Dirk Kuyt, doğuştan gelen gol koklama yeteneği olduğunu ifade ederek, "Kimi zaman bunu gözüm kapalı bile başarıyorum" dedi.

Fenerbahçe Kulübü'nün aylık resmi yayın organı Fenerbahçe Dergisi'nin eylül sayısında röportajı yer alan Hollandalı futbolcu, başarıyı, çok çalışıp yeteneklerini ortaya çıkararak yakaladığını anlattı.

Golcü futbolcu, "Doğuştan gelen bir gol koklama yeteneğim var. Doğru yerde, doğru zamanda, doğru noktada olmayı başarabiliyorum. Kimi zaman da bunu gözüm kapalı bile başarıyorum. Sonuç olarak, çalışkanlığımı da buna eklediğimizde şu anda bulunduğum başarılı noktadayım" şeklinde ifadeler kullandı.

Futbol oynamaya başladığı ilk günden itibaren hep skorer bir oyuncu olduğunu kaydeden Kuyt, sırrının çalışmak olduğunu belirterek, şunları kaydetti:

"Benim için futbolda bir sır vardır, o da; teknik ya da hızlı bir oyuncu olabilirsiniz ancak bu özelliklerinizi ortaya çıkarabilmek için mutlaka sıkı bir şekilde çalışmanız gerekiyor. Ben bu disiplini ufak yaştan itibaren aldım. Küçük yaşlardan itibaren çok çalıştım ve karakterimin bir parçası olan özellikleri de çalışarak ortaya çıkardım. Marco Van Basten, Frank Rijkaard ve Ruud Gullit üçlüsü benim idollerimdi. Evde geç saatte televizyon izlemem yasak olduğundan onların resminin olduğu battaniyeyi televizyonun üstüne örter, saklanır öyle Milan maçlarını seyrederdim. İşte ben onlar gibi olmayı düşleyerek büyüdüm."

-"Takım olarak kazanmayı her zaman için tercih ederim"-

Hırslı ve kazanmayı seven bir futbolcu olduğunu ifade eden sarı-lacivertli oyuncu, bireysellikten çok takım olarak başarıya daha önem verdiğini belirterek, "Hayatım boyunca hep hırslı ve kazanmayı seven bir oyuncu oldum ama altını iyice çizmek isterim ki; bu bireysel bir hırs değil, takıma yansıyan ve takım halinde motive olmayı seven bir hırs niteliğindedir. Bireysel olarak iyi olmaktansa, takım olarak kazanmayı her zaman için tercih ederim" şeklinde konuştu.

Günümüz futbolunda başarılı olmak için en başta topa hakimiyetin önemli bir unsur olduğunu kaydeden Hollandalı oyuncu, "Hocamızın bize sunduğu haritada ilerlememiz gerekiyor. Çünkü günümüz futbolunda başarılı olmak istiyorsanız, ilk başta topun sizde olması gerekiyor. Top sizde olduğu sürece maçı kazanma oranınız çok yüksek. Topu etkin bir şekilde kullanmanız ve top sizde olmadığı zaman da en iyi şekilde kendinize savunmanız gerekiyor" ifadelerini kullandı.

Fenerbahçe'nin geçen sezon yaşadığı sıkıntılı süreçteki kenetlenmesini bildiğini, dışarıdan bakan insanların bu süreçte kulübün kan kaybettiğini ve yıprandığını düşünmüş olabileceğini kaydeden Kuyt, "Bana göre kulübümüz bu süreçten 10 kat güçlenerek çıkmış" dedi.



4 Haziran 2012 Pazartesi

Kuyt Gelmiş Hoşgelmiş


  Açıkçası hepimiz için sürpriz sayılabilecek bir gelişme yaşandı.Dirk Kuyt, transferi için Liverpool'a 1 milyon euro ödenerek alındı.Bu denli kariyerli ve kişilikli bir oyuncu için oldukça düşük bir maliyeti olacak.Kendi maaşı düşük olmasa da (yıllık garanti para 2 milyon 850 bin euro, maç başı 17500 euro) vermesi muhtemel katkı için mühim bir maliyet olduğunu söyleyemem.

     Geçen yıl Galatasaray'da olan Elmander etkisinin bir benzerini izleyeceğimiz muhakkak. Elmander ileride öylesine baskı yapıyor ki bana göre birçok arızası bulunan Galatasaray savunmasını, performans olarak oldukça yukarıya taşıyor.Kuyt da inanılmaz yıpratıcı, özverili, en önemlisi de Aykut Kocaman'ın çok önem verdiği taktik dsiplin yönünden çok kuvvetli bir oyuncu.
   
     Muhtemelen yaşlı olduğu iddiasıyla sıkça eleştirilecek Kuyt'un, yılmadan savaşmasını sağlayan o yorulmaz halinden birşey kaybettiğini söylemek oldukça zor.Hollanda'da merkez forvet oynarken, Benitez'in sağ kanat oyuncusuna devşirdiği Kuyt, sağ kanatta da oldukça iyi oynadı ve hala merkez forvet için de oldukça iyi bir alternatif. Bu sezon Fenerbahçe'nin rakiplerinin, sol bek oyuncularının ileriye pek çıkamayacağını söylemek için kahin olmak gerekmiyor.Çıkarmadığı beklerin kanadından da Gökhan Gönül'ün performansı da oldukça artacaktır.Çünkü Kuyt çizgiye inmekten ziyade aldığı topla içeriye giren bir oyuncu ve bu da karşısındaki bekin kanadını bolca boşaltması anlamına gelecek.Boş kalan kulvar da geriden bindirmeye bayılan Gökhan için biçilmiş kaftan olacak.

     Benitez'in Kuyt için söylediklerine bakın. ''Kuyt hem gol atabilen, hem de asist yapabilen ama bundan önemlisi çok çalışan ve bunu sadece takım için yapan bir oyuncu. O, diğer oyuncuların daha iyi oynamasını sağlıyor. Onunla oynayan oyuncular sadece hücumu ve golü düşünebiliyor. Bir takım için bundan güzel bir fedakarlık yolu olamaz.''
     
     Şimdi biz bunları konuşurken elbette ki Aykut Hoca'nın Alex'li sistemle devam edeceğini varsayıyoruz.4-4-1-1 şeklindeki Alex'li dizilişte sağ taraftaki Topuz,daha ziyade ortadaki ikiliyi destekleyerek Alex'li sistemdeki dirençliliği arttırma rolündeydi. Kuyt önde baskı yaparak savunmayı uçtan başlamak anlamında müthiş elbette, ama elbette ki merkez orta saha oyuncusu rolü Mehmet Topuz'un daha iyi yapabileceği birşey. Yeni sezonda Topuz orta ikiliye ve sık sakatlanan Gökhan'a sağ bekte iyi bir alternatif olma rolünde olacaktır.

      Tabii bir de yıllardır süregelen Aykut Kocaman'ın Alex'siz 4-3-3 oynamak isteği var.Kuyt bu durumda da, ileri üçlünün sağ tarafında belki de bulunabilecek en iyi alternatif. Sırtı dönük top alabilmesi rakip defansı çok zorlayacak bir özellik ve bu onu merkez forvet olarak da harika bir alternatif yapıyor.Bana kalırsa 4-3-3'lü oyun denenmesi durumunda, 3'lünün solunda Stoch düşünülüyordur.Ama Stoch gerek hücum pres anlamında, gerek ise kendisinden sıkça şikayet ettiğim özelliği olan, karşısında ayak gördüğünde kaçınma halinde oluşuyla, eksik bir oyuncu.Dia'yı ise bu anlamda alternatif olarak zerre kadar ciddiye almıyorum. Her paraya satılabilir. Kazım kadar gamsız, bitiricilik anlamında da Ekigho kadar beceriksiz.

   
     

4 Mart 2012 Pazar

Robin Hood

    Anfield Road'da Liverpool karşısına çıkan Arsenal'in her zamanki gibi en büyük kozu Robin Van Persie idi.Maça Liverpool sakatlık sonrası henüz hazır olmayan Gerrard ve Andy Carroll'sız fırtına gibi başladı.Özellikle Downing'in kullandığı sol kanat hücumları çok tehlikeli oldu.Nitekim bu baskı 19. dakikada bir de penaltı kazandırmışsa da Kuyt bundan yararlanamadı.Hemen sonrasında Koscielny kendi kalesine atarak Liverpool'un yapamadığını yaptı.(1-0)
  
   23. dakika sahneye Robin Van Persie çıkıp,bu sezon sık sık yaptığı gibi golünü attı.Ceza alanı içerisinde çok şık bir vuruşla takımına eşitliği getirdi.(1-1)

   Golden sonra Liverpool etkili oynamaya devam etti.Girdikleri fırsatların pek çoğunda Arsenal kalecisi Szczesny başarılıydı,bir kısmında da Liverpool forvetleri beceriksizdi.İlk yarıda Kuyt'ın bir vuruşu da direkte patladı.

   İkinci yarıya da Liverpool baskılı başladıysa da gol bulmakta başarılı olamadılar.Özellikle 60.dakikada ileri çıkan Kelly'nin, altı pastan topu müsait durumdayken kaleye gönderememesi maçın kırılma anı oldu.

   Son bölümde Liverpool Carroll'u oyuna alıp,çekilerek uzun toplarla pozisyon bulmayı denedi.Çekilen Liverpool savunması arasında,son sözü 92.dakikada yapılan ortaya sol çaprazdan harika vuran Van Persie söyledi.(1-2)

   Sık sık Van Persie'nin sezon sonunda Barcelona'ya transfer olacağı söyleniyor.O gerçekten muhteşem bir futbolcu.Benim gönlüm kalmasından,en azından gidecekse de Barcelona'ya değil başka bir kulübe gitmesinden yana.Kalmayabilir bunu anlarım,çünkü Arsenal hala yarışıp kupalar kazanan değil,futbolcu pazarlayan bir kulüp konumunda..