UA-36062800-1
Maç Analiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Maç Analiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Mart 2013 Pazartesi

Fenerbahçe Ligde de Uçmaya Devam Ediyor!


Galatasaray'ın kazandığı 26. haftada Fenerbahçe, maç öncesinde zorlu görünen Antalya deplasmanına çıktı. Tek farkla da olsa kazanmasını bildi. Haftalar ilerledikçe, hele ki maçları önce Galatasaray oynadıkça, Fenerbahçe maçlara kazanma stresiyle çıkacak. Bu artık son 8 maçın realitesi olacak.

38 günde 12. maçına çıkan takımın yıpranması doğaldır. Bu maça dengeli bir oyun anlayışıyla başlayan Fenerbahçe, 11. dakikada Plzen maçının golcüsü Salih'in harika şutuyla gelen golle öne geçti. Öne geçtikten sonra, Tita, Aissati, Diaarra üçlüsüyle defans arkasına çabuk sarkan oyunculara karşı “bekleme oyunu” oynamak mantıklı olacaktı. Ancak 15. Dakikada Emre'nin tekrar sakatlanması, kapılan topların etkili kullanılması anlamında zaaf yaratmaya başladı.


Emre çıkarken Selçuk’un girmesi doğaldı. Selçuk, Fenerbahçe'nin 2. Topal'ı olarak düşünülmeli. Savunma önünde dalgakıran olacak, önündeki adamlar ondan farklı tipte olduklarında, işini iyi yapan bir adam. Arkadan baskı yiyeceği pozisyonlarda top atmadığın sürece bir arızası olmaz, belli bir standartta oynar.
Salih'in Uefa Avrupa Ligi sonrasında, bugün onbirde başlaması, oynama iştahını artırmak ve iyi oynayana formayı verme anlamında değerlidir. Emre'nin döndüğü, Meireles'in bir iki maçtır toparlamaya başladığı ortamda, Cristian'ı kenara yollayarak formayı kapmak büyük iş.


Erken gelen gol ve Emre'nin çıkışı sonrası, Fenerbahçe topu rakibe bırakıp kendi sahasında bekleme oyunu oynamaya başladı. Kapılan topları Caner, Sow ya da Kuyt'a oynayarak hızlı çıkmaya çalışan takımın işleyişinde bazı bozukluklar olduğunu gördük.
Bence Fenerbahçe'nin geriye yaslanmak zorunda kalmasında, hızlı futbolcuları olan rakibe alan bırakmama isteği kadar, kullanılamayan Webo ve Emre'nin yokluğunun, Egemen'in de sırtını kendi kalecisine bitiştirip oynama alışkanlığının etkisi var.


Gökhan ilk yarı iki kere soldan gelen Tita'yı kaçırdıysa da, sonuç çıkmadı. Fakat aynı Tita, İsaac'in iki Fenerbahçeli'den sıyrıldığı pozisyonda önünde kalan serseri topu, Salih'in golündekine benzer bir vuruşla ağlara yolladı.
Meireles, Tita'nın golünde ortalarda olmaması dışında iyi bir performans çıkardı. Birkaç maçtır vites yükselten Meireles, genel olarak hatları kapatmada ve bir iki kez, 4-5 dakikalık periyotlarda rakibe baskı yapan Fenerbahçe'nin oluşmasında etkin rol oynadı. Yine de topa sertliği yeterli düzeyde değil, ayakları da yere sağlam basmıyor bana göre.


Zinde bir takım, ön tarafı hızlı Antalyaspor'un zayıf arka tarafına, bilhassa beklerine baskı yapabilir, hataya zorlayabilirdi. Webo'nun yokluğunda son dönemdekinin aksine solda değil de, ön alanda oynatılan Moussa Sow, bu mevkide topu tutamıyor. Yollanan topları aldığında da, arkadaşlarının gelip hücumda çoğalmayı sağlamak yerine, direkt rakip kaleye gitmeye çalışıyor. Çoğu zaman rakibini geçemediğinde de, ileri atılan topların duvara çarpmışçasına geri dönmesine sebep olmuş oluyor.


Plzen maçının yıldızı Caner, bilhassa maçın ilk yarısında, yine içeri girerek hücum organizasyona katkı vermeye çalıştı. Ancak 42. dakikada kullandığı kornerde, Gökhan'ın aşırtıp, Sow'un kafayla dokunarak ağlara yolladığı pozisyon dışında ayakları, düşündüklerini yapmaktan uzaktı. İlk yarı sonunda gelen bu gol Fenerbahçe'nin soyunma odasına, üzerine gelen rakibe rağmen önde girmesini sağlayınca, takıma güven vermesi bakımından çok değerliydi.


İkinci yarı Kuyt-Salih-Meireles üçlüsünün gayretiyle, zaten skor avantajına sahip olan Fenerbahçe dengeli bir oyun ortaya koymayı başardı. Salih'in Oğuz Çetin'i hatırlatan ara pasında golü yapamayan Sow, bir ciddi pozisyona daha girdi onu da değerlendiremedi.


Günün, temposu düşük oyuncularından Gökhan'ın ortasına Kuyt, sahalarda sık görmediğimiz harika bir kafa vurdu; bu akıl dolu kafa vuruşunun gol olmaması gerçekten çok yazık. Hem iyi bir orta çok iyi değerlendirilmiş olacaktı, hem Kuyt gol yapma konusunda belli bir istikrara doğru yürüyecekti hem de çok güzel bir gol izleyecektik.Yine Dirk Kuyt'a gözünün önünde dirsek atan İsaac'i atması için hakemi uyarmayan yan hakemin dayaklık olduğunu da belirtelim.


Milli takım arası öncesinde, Fenerbahçe'nin sakatlarının dönmesi için zaman kazanması açısından bu maç daha da değerliydi. Dahası Real Madrid eşleşmesi döneminde puan kaybetmesi muhtemel olan Galatasaray ile puan farkı korunmuş oldu. Şampiyonluk düğümü sondan bir önceki hafta oynanacak derbiye kadar çözülmeyecek gibi görünüyor. Webo ve Emre'nin olabilecek en kısa zamanda sahalara geri dönmesi Fenerbahçe'nin yarışı son ana kadar kovalama şansını bir o kadar artıracaktır.


https://twitter.com/Oguzarpsatknsn
            
            

             
           

11 Mart 2013 Pazartesi

Fenerbahçe Yola Devam Ediyor!



                 Fenerbahçe, Galatasaray'ın Gençlerbirliği'ne yenildiği,Beşiktaş'ın Trabzonla berabere kaldığı haftada, Kadıköyde maça sıkça olduğu gibi, yediği erken golle (1-0) geride başladıysa da, maç bittiğinde skorboard'da Fenerbahçe (4-1) Bursaspor yazıyordu.

                 Maç başlar başlamaz görüldüğü üzere, Aykut Kocaman eksiklerin yerine ve rotasyona gitmek istediği pozisyonlara farklı oyuncular yerleştirmiş, dizilişler ilgili herhangi bir değişiklik yapmaya ise gerek görmemişti.                 

                 Sağbekte sakat Gökhan'ın yerine; Fenerbahçe kariyeri çok büyük ihtimalle sona ermek üzere olan Orhan Şam'ı değil, umduğumuz gibi Mehmet Topuz'u yerleştirmişti. Topuz daha önce bu mevkide oynadığı az maçta, Orhan'a göre çok daha iyi performans göstermişti.

                 Stoperde formunu yükseltmeye başlayan Egemen'i değil, favori oyuncularından Yobo'yu sahaya sürdü. Hoca Yobo'nun tecrübesine ve oyun bilgisine çok güveniyor. Ben formsuz bir sezon geçirdiğini düşünsem de, yoğun eleştiri yapılabilecek bir durum da değil.   

                 Forvette yine sakat olan Webo yerine Semih Şentürk'ü sahaya süren Aykut Kocaman, elbette solda Caner'i oynatıp Sow'u da en öne atabilirdi. Ancak önde Sow'un top tutma özelliği, Fenerbahçe'ye çoğalmak için yeterli süreyi sağlayamayabiliyor. Evet Sow gezgin oynamadığında, bulduğu pozisyonları gole çevirme ortalaması daha yukarılarda oluyor. Ama hocanın takım oyunu anlamında ne yapmak istediğini anlamak gayet kolay geliyor bana..  

                 Solbekte bugünün tercihi, son maçta kadroda dahi olmayan Hasan Ali Kaldırım'dı. Hasan Ali'nin bu akşamki temposuna bakılırsa dinlenmek iyi gelmiş. Ben dinlendirilerek oynatılmasına, maça göre Ziegler'le çıkılmasına karşı değilim. Benim anlamakta zorlanıp itiraz ettiğim, Ziegler oynadığında Hasan Ali'nin maç kadrosunda da olmuyor olması.    

                Batalla'nın Fenerbahçe savunmasını uyutan şık pasını, Sestak Volkan'ın yanından ağlara yollayınca, herkeste doğal olarak 'Yine mi yahu?' tepkisi oluştu. (0-1) 

                Bu erken gelen golün havasından tribünler de takım da çabucak arınırken, bu havanın dağılmasında Emre Belözoğlu'nun rolü büyüktü.    
                              

                 Dk 12'de topu alan Emre yakaladığı şut pozisyonunda önce şut atmadı, çekip düzelttiği topta hem karşısındaki oyuncuyu ekarte etti. Hem de çalım sonrası harika bir ayak içi vuruşla ağlara yolladı. (1-1)
               
                 Golden sonra Fenerbahçe belirgin bir baskı kurmakta zorlandı. Bunun başlıca nedeni Semih'e yollanan topların duvara çarpmış gibi geri gelmesiydi. Ligin ilk devresinin sonlarında toparlanma emareleri veriyordu. Anlaşılan Webo transfer edilip, onbire yerleştirilince oynayacağına olan inancını yeniden yitirmiş, bırakmış kendini. Ne top tutabildi, ne de yavaş bile olsa koşması gerektiği kadar koşabildi.

                 Emre'nin sahanın her yerindeki oyun keyif veriyordu ki sakatlandı. Oyundan çıkmak istediğini söyledikten sonra, bir duran topu zekice hızlı kullandı. Kaleciyle karşı karşıya kalan Kuyt'ın sağ dış vuruşu yan direkten geri geldi. Kaçan bu gol Emre için 23 dk içinde bir gol, bir asistlik muazzam istatistik olacaktı. Dahası oyunuyla herkesi ateşleyip, öne doğru baskıda öncü oluyordu. Sorunlarından arınıp takıma dönen Emre, Fenerbahçe için 'çöldeki vaha' gibi oldu hakikaten!

                Bu pozisyon sonrasında, sağ çaprazdan Cristian'la ve kaleye dönerek yaptığı vuruş Scott Carson'da kalan Sow ile 2 ciddi pozisyon yakalandıysa da gol olmadı.

                Emre'nin yerine giren Mehmet Topal, Meireles'i biraz öne atıp savunmanın önüne yerleşti. Burada Bursaspor'un sihirbazı Batalla'yı kontrol eden Mehmet, doğal olarak hücuma Emre gibi katkı veremedi. Cristian uykudaydı, Meireles de kendini ön alanda sorumluluk almakta pek zorlamıyordu.


                Fenerbahçe'nin ilk yarıdaki temposu, yoğun maç trafiği akıllara gelince düşecek diye düşündüm. Bu nedenle yüksek tempo anlarında goller gelmemesi, Kuyt'la direğe takılan pozisyonun gol olmaması, ilerleyen anlarda tempo yapan takım düşeceği için, maçı çevirmeyi zorlaştıracaktı.

               Bursa Musa Çağıran'la uzaktan etkili bir şut çıkardıysa da, son dönemin güven aralığı düşük seyredeni Volkan Demirel, topun ağlara gitmesine izin vermedi. Devre arasına (1-1) lik eşitlikle gidildi.
                
               
               İkinci yarıya beraberlikle giren Fenerbahçe, devre arasında uyarıldığını sandığım Meireles başta olmak üzere daha derli toplu oynayarak başladı. Meireles geldiği zaman sergilediği, boşa çıkıp top isteyen, yardımlaşan anlayışına geri döndü. Ödülünü de Scott Carson'la beraber Sow'un yükseldiği top sekip önüne düşünce, kaleye yolladığı topun gole dönüşmesiyle aldı. (2-1) Golde Scott Carson'a faul yapıldığı yönünde itirazlar olduysa da hikaye. Ancak top Carson'dan değil de, yükselen Sow'dan sektiyse pozisyon ofsayt. Ben tam olarak seçemedim.

             Caner'in günün kötüsü Semih'in yerine girmesi, solda hırpalanan Sow'un Semih'in boşalttığı alana geçişi maçta bir diğer dönüm noktası oldu. Yediği 2'inci golle birlikte defans güvenliğini azaltan Bursaspor karşısında, Caner sorumluluk aldı. Oyuna girer girmez gamsız Cristian'a alan kapatması için uyarılar yaptığı gibi, doğru alanlara iyi gitti, takımı da gol pozisyonuna sokan organizasyonları hazırladı. 

              3-4 maçtır Duracell kimliğini tekrar kazanan Dirk Kuyt, Caner'in soldan ortasını iyi takip ederek, arka direkte zor açıdan topu ağlara yuvarladı. (3-1) Kuyt bugün sahanın her yerinde diri, yardımsever ve hırslıydı. Ben basit pas hatalarından dolayı sıkça kızsam da, bugünkü haliyle her takımın arayıp bulamadığı bir futbolcu. Çıktığı hava toplarında dengeli kalıp, sıkça da mücadeleyi kazanan oluyor. Birebir oyunu da pas kalitesi gibi çok üst düzeyde olmasa da, yüksek oyun bilgisi takıma pozisyonlar hazırlamasına yetiyor da arıyor bile. Dahası yaydığı enerji takıma Emre'ninkine benzer bir etki de yapıyor. Ben sahada olsam Kuyt'tan utanır, bir an olsun duramazdım.

              İlk yarım saat hariç, maçın 3'te 2'sini idare ederek geçiren Cristian Baroni, bir daha maça döndükten sonra kalitesini gösterdi. Son dakikalarda Sow'a attığı ara pası Moussa Sow ağlara yollayınca, günü asistle tamamlamış oldu. Ben sürekli istikrarsızlığından şikayet ettiğim Baroni'den yine memnun değilim. Bu şekilde onbirde oynamayı hak etmiyor. Ben olsam bu Baroni'yi 'Genç Semih' rolüyle 60-70'ten sonra oynatırım. Bugüne kadar izlediğim 'Genç Baroni' bu şekilde hep daha fazla verim ve arzuyla oynadı.

              Bu arada ilk yarım saatte müthiş tempo yapan takımın, oyunun ilerleyen bölümünde yukarıda bahsettiğim gibi temposunun düşeceğine inanmıştım. Ancak takım beni net bir şekilde yanılttı. Haftada 3 maç yapan bir takımın, şu anda gösterdiği fizik kalitesi muazzam. Bunlar için Aykut Hoca'yı ciddi ciddi tebrik etmek gerek. Rotasyon uyguladığı takımda bir çok oyuncunun hazır olmasını sağladı. Takım hala 3 kupada da hedefi kovalamaya devam ediyor. Belki Krasic ve Stoch üzerinden eleştirenler olabilir yine de. Ama Krasic bugün maç kadrosundaydı. Stoch'un ise sağa çekerek attığı şutlarla, yiyecek ekmeği kalmadı buralarda. Sezon sonunda Abbas Passenger denilir.

                      

8 Mart 2013 Cuma

Plzen Zaferi Teknik Ekip Başarısı

         
             Karşılaşmaya Volkan-Gökhan-Bekir-Yobo-Ziegler-Kuyt-Cristian-Selçuk Şahin- Mehmet Topal-Sow-Webo onbiriyle başlayan Fenerbahçe'de maç başlarken konu doğal olarak 'Selçuk-Mehmet Topal ikilisi aynı anda sahada olmalı mı, yoksa ikisinden biri yerine Meireles'in de yokluğunda Salih mi oynamalı?' idi.

             Maç başlar başlamaz Fenerbahçe Teknik Heyeti'nin , rakibin teknik heyetinden daha başarılı bir ön çalışma yaptıkları görülmeye başladı.

             Rakip muhtemelen Fenerbahçe'nin Webo ve Emre geldikten sonra daha önde basan, zaman zaman risk alan oyununu izlemiş, planını da bekleyip hızlı çıkarak Fenerbahçe'yi avlamak üzerine kurmuştu. Sow ve Webo'yu marke edip, kendi sahalarında beklerken de, Fenerbahçe'nin uzaktan şutlarına izin vereceklerdi. Uzaktan şutlarına izin vermeleri akıllıcaymış buna yazının devamında değineceğim.

              Fenerbahçe teknik heyeti de Plzen analizinde, rakibin başka mevkiden devşirilmiş solbekle oynadığı, kendi sağ tarafından yoğun bir şekilde yüklendi. Bu yüklenmelerin pek çoğu etkili ataklara da dönüştü. Bu tip takımlara karşı açık alan bırakıp, hunharca saldırmanın hüsran olabileceğini gözlemlemişler.Viktoria Plzen, Napoli turunu geçerken, sürekli pozisyonlara girenin saldıran Napoli olduğunu, golleri tek tük gelen Plzen takımının attığını hep birlikte görmüştük. 

               Kötü olan 28'de cepheden kazanılan frikikte, kimsenin heyecanlanmaması Topun başına geçen Cristian rakibi bozan baraja hakemin müdahalesini beklemeyip vurmayı tercih etti top barajdan döndü! Gerçi barajdan dönmeseydi de gol olurdu diyemiyoruz. Pierre Van Hoijdonk ve Alex'in daha ziyade ilk döneminde duran toplardan bilhassa direk vuruşlardan atılan gol ortalaması, şu andakinin çok daha üzerindeydi. Geçen seneden beri duran toplardan bulunan gol sayısı , defans oyuncularının tamamladığı toplar anlamında da düşüşte. Şu anda ise bu adam duran topu harika kullanıyor dediğimiz bir adam da yok, içeriye iyi orta kesilirse bitirir diyebileceğimiz stoper de.. Şu el hareketleriyle topun nereye doğru atılacağını gösterme olayına da bir yenilik şart! Zira herkes ezberledi artık. Mesela korneri atan elini havaya kaldırdığında topu önceki gibi kullanmasa da, ceza sahası dışında bekleyen birine ortalasa mesela. Yani ne olduğu çok kritik değil değiştirilsin sadece işte! Önümüzdeki yıl takım plamasında da, hem duran top kullanımı konusunda etkili olan birilerine, hem de gol atma özelliği de olan (Högh- Fabio Luciano-Lugano) bir savunmacı takıma kazandırılmalı. Savunma anlamında tartışılabilir elbette, ancak geçen yıl Lugano'nun duran toplarda takıma kazandırması muhtemel 6-7 gol Fenerbahçe'yi şampiyon yapardı mesela.

             Selçuk Şahin, Sow'un boşalttığı sol kanadı rakip hücumlarında, Zieler ile beraber kapatmaya çalışıyor. Bunda da gayet başarılı oluyordu. Aynı zamanda oyunun yönünü değiştiren paslardan da 3-4 tane kullanıyordu. Şimdi kesin iyi oyununa rağmen, onu ezbere eleştirmeye alışmışlarca eleştirilecektir. Bu adam 10 yıldır bu takımda oynuyor, her hoca senede ortalama 20 maç kullandı. Ve takım iyiymiş kötüymüş fark etmeden, hep belli bir mücadele düzeyinde, belli bir sorumluluk anlayışında, belli bir profesyonellik anlayışında oldu. Top almamak için saklananların olduğu birçok maçta, saklanmayan tek adamdı. Pas almak için kıpırdayan oyuncu olmadığından zorlama dikine paslar kullandığında yuhalandı. Yuhalanmamak için geri oynadığında yuhalandı. Geri oynamayıp dripling denediğinde 'Ronaldinho musun Selçuk ver yanındakine' denildi. Burada da gayet belli olduğu şekilde ne yapsa yaranamadı futbol emekçisi.. Fenerbahçe'de hep bir günah keçisi olur zaten. Benim ilk aklıma gelenler Hakan Tecimer, Ümit Özat,Deniz Barış ve şu andaki kadroda bulunanlardan Bekir ve Selçuk. Bekir de yılda 25-30 maç iyi oynasa da hep eleştirilenlerdir. Derbi stresi kaldıramaması Bekir için gözüken tek dezavantaj gibi. Selçuk'un bu maçtaki pas ortalamasının da %92 olduğunu belirterek, saygı duyulması gerektiğini söylüyorum.

            Volkan Demirel'in 38'inci dakikadaki abuk subuk vuruşu sonrası, kaleye ciddi bir atak gerçekleştirip direğe takılan Viktoria Plzen takımı, Fenerbahçe kalesinde başka ciddi bir pozisyon yakalayamadı. Volkan güven vermemeye devam ediyor kısacası..

            Fenerbahçe ise Kuyt ile yakaladığı net pozisyonu değerlendiremezken, uzaktan Topal, Ziegler, Sow, Cristian ve Mehmet Topal'la atılan uzaktan şutlar Plzen'in harika kalecisi Kozacik'in ellerinde eridi. Ziegler'in Sampdoria döneminden beri uzak şutlar attığını pek görmüyorduk. Maç boyu yan topların hepsini toplayan Kozacik'i çok beğendim. Özellikle Sow'un şutunda öne çıkmasa kesinlikle kurtarılamayacak bir pozisyonu çıkardı. Pozisyon alışı mükemmel olan 29 yaşındaki Kozacik, kaleci arayanların dikkatini çekmiş olsa gerek..

           Fenerbahçe ikinci yarıda ilk yarıdakinden de daha olgun bir oyun sergiledi. Uzaktan şutları biraz azaltan takım, daha çok topu çevirmeye başladı. 70'ten sonra Webo,Kuyt ve son dönemdekinin aksine diri görünen Yobo, başta olmak üzere takım yorulma belirtileri gösterdi. Webo mutlak dinlendirilmeli, geldiğinden beri sürekli oynayan Webo, maç sonlarını taşımakta zorlanmaya başladı.

           Yazıda hiç bulaşmadığım Cristian'ı da boş geçmeyeceğim elbette! Şu maçta onun yerine, iyi bir on numara Fenerbahçe'ye daha avantajlı bir skorla dönme imkanı verebilirdi. Topu verip, bekliyor, boşa çıkmıyor yine. Defansif sorumluluk anlayışı iyiydi ama es geçmeyelim.






           80'de Gökhan'ın ortasını Sow indirip, Webo her zamanki gibi kafayla boş kaleye yollayınca Fenerbahçe hak ettiği galibiyeti elde etmiş oldu. İki rauntlu mücadelelerde deplasmanda gol atmanın önemi hepimizin malumu. Çeyrek final hatta daha yukarısı yakın görünüyor artık..

            Yine de iç sahada da bugünkü gibi, geride boş alan bırakamayarak oynamak gerekiyor. Viktoria Plzen takımı köy takımı falan değil, Galatasaray yendiğinde köy takımı olmayan Cluj'dan da kötü değiller.
https://twitter.com/Oguzarpsatknsn

            

26 Şubat 2013 Salı

Fatih Terim Tribüne Neden Gönderildi?

          Orduspor ile sahasında karşılaşan Galatasaray'ın önce teknik direktörü Fatih Terim, sonra da yardımcısı Hasan Şaş, hakeme ölçüsüz müdahaleleri sonucu hakem kararıyla tribüne gönderildiler. Ancak Fatih Terim'in bu karar sonrasında gittiği bölüm sahanın gayet içinde görünüyor..

         Kendi yedek kulübelerinin hemen üzerine yerleşen Terim, bulunduğu noktadan oyuna gayet güzel müdahale etmeye devam etti . Tribüne gönderilmenin amacı o anda hocanın oyuna müdahale etme hakkını elinden almak olduğuna göre, bu uygulamanın bu şekilde oldukça yersiz ve manasız olduğu çok açık!

         Hakeme 'Çık ikinci yarıya ilk yarıdaki gibi yönet!' dediği için tribüne gönderildiği iddia edilen Fatih Terim'in, neden hakeme isyan ettiğini anlamak da mümkün değil!

         Öyle ki, ikinci yarıya Muslera'nın Selçuk'un sırtına çarptırarak kendi kalesine yolladığı gol ve Stancu'nun penaltı golüyle 2-0 geride giren Galatasaray'da, 59'da Sneijder'le gelen gol öncesi Hakan Balta net bir şekilde ofsaytta idi.

        Galatasaray'ı umutlandıran golden önce, sağ taraftan ceza sahasına giren Hasan Kabze'yi Dany net bir şekilde düşürdü. Hakem penaltıyı çalsa 3-0 olacak, Dany kırmızı görecekti. Dolayısıyla 10 kişi 3 farklı skordan dönmek, hiçbir şekilde mümkün olmayacaktı.

         Sarı kartlı Gökhan Zan'ın hakemin ağzına soktuğu elleri de, elindeki topu yere isyanla vuruşu da, soldan kopup gitmekte olan adama attığı dirsek de ne hikmetse kendisine ikinci sarıyı getirmedi.

        Skor 2-1'ken kafa topuna çıkıp vuramayan Ordusporlu futbolcunun Drogba'ya yaptığı müdahale de penaltı olmalıydı. Hasan Şaş bu pozisyon sonrası gösterdiği tepki nedeniyle Fatih Terim'in yanına gönderilirken, Ümit Davala'nın da kendi insiyatifiyle kulübeyi bırakıp onlara katılması enteresandı.

       Orduspor'un üç farkı yakalaması engellendikten sonra, Galatasaray teknik heyetinin yarattığı yaygara ortamı, bence maçı Galatasaray'a getiren baş unsurdu. Yediği golden sonra hepten geriye gömülen Orduspor karşısında Burak'la iki, Selçuk İnan'la da bir gol bulan Galatasaray, haftayı kayıpsız geçmiş oldu.

       Şimdi merak edilen, geçen seneden ertelenen cezası bulunan Fatih Terim bugün de tribüne gönderildikten sonra, iki olay toplamı olarak kaç maç hak mahrumiyeti cezası alacak?  

       Bir de sol tarafa yakın oynatılan Sneijder'in ne zaman ortada oynamaya başlayacağı merak konusu. Bugün Türkiye'deki ilk golünü muazzam bir şutla atan Sneijder, kapasitesinin çok daha altında performans veriyor.  


        
        

         

25 Şubat 2013 Pazartesi

Kara Deryalarda Bir Fenersin!

       
        Fenerbahçe'de ilk onbiri beğendim. Takımı zor duruma düşürmüş Meireles dışında, hafta içi kupa maçı da olduğu düşünülerek iyi bir onbir seçilmiş! Aslında Meireles tercihi de şampiyonluk yarışında ihtiyaç duyulacak bir oyuncuyu kazanma gerekliliği bakımından anlaşılır.

        Stoch'un 11 de olması elbett ki sürpriz, ben olsam oynatmazdım sanırım. Ancak hocaya kamuoyu ve bir kısım taraftardan bu adamı kazan baskısı var. Aykut Kocaman da deniyor, hani olmaz ya olsa da birkaç maç futbol oynarsa satıp kurtuluruz bu gereksizden' diyor. Öyle diyor olmalı!

       Sow Bate maçı öncesi bir sakatlık geçirmişti. Maça yetişmesi beklenmezken 1 gün idman yapıp maça çıktı. Kendisi de maçtan önce yoğun maç temposundan etkilendiğini, maça yetecek kadar fit duruma gelemediğini söyledi.


      Maça golcüsü Kalu Uche'nin penaktı golüyle başlayan Kasımpaşa, o dakikadan sonra futbol oynamayı hiç düşünmedi. Golden hemen sonra,'Andres Isacksson bir Kadıköy klasiği olan 'topu oyuna sokmamakta direnen kaleciler' kervanına katıldı.

      Diğer oyuncular da top Fenerbahçe'deyken topla karışık faullü oynayıp, top kendileriyken de sürekli yere düşüp yerden kalkmadılar. Bu beni hem sinirlendirdi, hem de daha maçın başında Fenerbahçe'nin kazanacağını düşündürdü.

      İlk yarı Kuyt,Hasan Ali,Gökhan Kuyt ikilisiyle sürekli kanatlardan zorlayan Fenerbahçe, topu Webo'yla buluşturamadıkları gibi, seken topları da arka direkte Ne Stoch ne de Kuyt bitirebildiler.

      Stoch zaten oralara girmez, ikiye bir yapmaz, top kapmaz, pas almaz, pat atmaz, topu sağa çeker şut atar! Artık bunu görmeyenimiz yoktur sanıyorum. Gerçi kanat değiştirdiği bir ara sağdan güzel bir orta yaptı bugün. 'Eşeği öldürelim hakkını verelim'.

      Fenerbahçe Emre, Mehmet Topal ve Meireles'le ceza sahası dışından birkaç kez yokladıysa da çerçeveyi bulamadı.

      İdeal orta saha üçlümün bu olduğunu, daha önce de söyledim. Meireles tam olarak güçlü görünmese de, istekli ve aklı başında bir görüntü verdi. Umarım mental sorununu kalıcı olarak çözmüştür ve üzerine koyarak devam edecektir. Soyunma odasına 1-0 Kasımpaşa üstünlüğüyle gidildi.

       İkinci yarıda ilk ciddi pozisyonu Kasımpaşa buldu ancak atamadılar. Peşinden bir pozisyon daha bulan Kasımpaşa'nın mutlak golünü Gökhan Gönül önledi.

       Mehmet Topal'la Cristian'ı , Stoch'la da Sow'u değiştiren Aykut Hoca'nın hamleleri yerindeydi. Kuyt'ın pres gücü , zorlaması önemli gücünü de tekrar toplamış görünüyor.

       Hamleler sonrası daha hareketlenen Fenerbahçe'de Kuyt'ın indirdiği topu Pierre Webo ağlara yolladı. Bu Webo'nun Fenerbahçe'deki 4 lig maçında 3 golü Bu gollerin ikisi de galibiyeti getiren gollerdi.

       Dönüp vurmak isterken Sow'a yapılan penaltıyı hakem ilginç bir şekilde çalmadı.
 
       Golden sonra seyirci desteğiyle de artan baskı, 86'ıncı dakikada kullanılan korneri Yalçın Webo'yu düşürüp penaltıya dönüştürene kadar gol getirmedi.

       Penaltıyı Isacksson'u terse yatırarak gole çeviren Emre'nin her halinde 'maçı çamur hale getirdiniz, ama olmadı işte kazandık' ifadesi vardı. Statta herkes de onun gibi hissediyordu.

       Maç bitecekken, Fenerbahçe kalesinde gol aramaya gelen Isacksson'un bomboş bıraktığı gol Sow için hoş bir ikram oldu. 3 golle zor gece Fenerbahçeliler için mutlu bitmiş oldu.    


       Maçtan sonra küfürlerden yakınan Şota Arveladze'ye de 'şimdiye kadar takımlarını hep pozitif oynatırken, bugün neden farklı bir anlayışla oynamışlar?' onu sormak lazımdı sanki.

daha fazla fotoğraf için buraya tıklayabilirsiniz

18 Şubat 2013 Pazartesi

Baroni'nin Trabzon Sevgisi

        Maç müthiş tempolu başladı İlk dakikada Sow'la Fenerbahçe, İkinci dakikada da Adrian'la Trabzon mutlak gollük pozisyonları değerlendiremediler!

         7. dakikada Bekir'in kısa düşen geri pasına kayarak yerden vuran Volkan, kaleden oldukça uzakta kalmıştı, top solak Adrian'a düştüğünde gol olacağını düşündüm. Neyse ki kaleye giden topu Egemen çizgiden çıkararak, hem Volkan'ı hem de Bekir'i kurtarmış oldu.


        Adrian Mjerzejevski dar alandaki yetenekleriyle, başa bela olacak gibi görünüyordu ki; Fenerbahçe'nin golü geldi. Sağdan Kuyt'ın ortasına ayağını sokacakken, kalecinin de müdahale etmesiyle topa istediği gibi vuramayan Sol Bamba, topu kendi ağlarına yolladı.

        Kaleye giren topta Sol Bamba'nın 'Ben seni görmedim, neden konuşmuyorsun?' dediği vücut dilinden anlaşılan Sol Bamba değil, golün hatalısı kaleci Onur Kıvrak idi. Üstüne bir de elini uzatan Sol Bamba'ya elini uzatmaması, hem saçma hem de çirkindi. Yakışmadı. Bu pozisyondan sonra, bana göre Onur'un da tepkisiyle iyice oyundan düştü.

        İlk golden sonra Fenerbahçe oyunu tamamen devraldı. Özellikle Trabzon'un çizgiden çıkan pozisyonundaki başrol oyuncularından Bekir, çok moralli ve olgun bir oyun sergiledi. Fenerbahçe'de sürekli oyununu geliştiren tek adam Bekir olabilir.


        Trabzonspor takımı plansız bir araya getirilmiş futbolcular grubu Bilhassa orta sahada oyun sertliği getirecek oyuncu sıkıntısı var. Tolunay Kafkas da bunu gördüğü için Serkan Balcı'yı oyun sertliği ve mücadele gücü katması için orta sahada kullandı. Hatırlanacaktır ErsunYanal Serkan Balcı'yı Gençlerbirliği'nde böyle oynatırdı. Açık oynayan takımı topu kaptırdığında, Serkan Balcı kapan oyuncuyu yakalar, ya topu alır ya da faul yapardı. Bugün oyunun ilk bölümünde; Serkan Balcı başta olmak üzere, diğer oyuncular da ilk golü yiyene kadar Tolunay Kafkas'ın dediği gibi sert ve dirençli oynadılar.


        Emre'nin olgun oyunu, Mehmet Topal'ın iyi duvar olduğu takımı, hem paslarıyla hem de zaman zaman driplingle öne çıkaran Bekir, Afrika tatili uzayan Yobo'nun falan önünde.

        Emre'nin oyun kalitesi anlamında vereceklerinden bugüne kadar bolca bahsettim. Ancak geri dönüşünden sonra, 'futbol topuna daha fazla odaklanmış' görüntüsü beni mest etmeye başladı. Bugün savunmada hücumda etkin rol oynarken, ne hakemle ne de rakip oyuncuyla da ilgilenmedi. Bu şekilde devam ederse, dönerken söylediği gibi gitmesi de şimdi dönmesi de doğru olmuş olacak! Şampiyonluğun anahtarı saha içinde arkadaşlarını yönlendirmesiyle, kazanma isteğiyle, pas kalitesi ve dinamizmi ile Emre'den geçiyor gibi.

        Bekir'in dışında 2 hafta sonra dönen Hasan Ali, hep canı isteyince oynadığı, istemeyince oynamadığı için eleştirdiğimiz Cristian çok iyi top oynadılar. Trabzon deplasmanlarının gerginliği, hatta belki de Emre'nin yenilmekten hoşlanmadığını ona hissettirmesi etkiliyor! Bugün de sıkça rakip ceza alanına giren, arkadaşlarıyla yardımlaşan arzulu bir oyun oynadı. 27. dakikada uzaktan vurup ağlara gidince, Trabzon'da bir maçı daha golle geçmiş oldu.

        Baroni'nin Spor Toto Süper Lig'de , 114 maçta 14 golü var. Bunların 3'ünü geçen yıl ve bu yıl Trabzon deplasmanın da kaydetti.

        Kuyt'a da yenilgi sonrası selamladığı tribünlerden gelen protesto iyi gelmiş. Bate maçı ve bu maçta hem fiziksel olarak daha iyi göründü, hem de zaman zaman çıldırtan pas hatalarından arınmıştı. Hafta içi yaptığı açıklamada ''Taraftar tepkisine kızmıyorum, sadece onlar da ben de aynı şeyi, kazanmayı istiyoruz. Bunu bilmeliler.'' demişti! ''Performansımın biraz düştüğünü biliyorum, ama düşüşler olabilir, yapmam gerekenin daha fazla çalışmak olduğunu biliyorum.'' da diyerek önemli bir profesyonellik anlayışı olduğunu ortaya koymuştu.

            2-0 biten ilk yarının ardından Tolunay Kafkas Yasin'i ve günün şanssızı Sol Bamba'yı soyunma odasında bırakırken, yerlerine Soner ve Alanzinho'yu aldı. Bu değişiklikler sonrası Serkan da önceki maçlardaki gibi sağbeke döndü.

            Oyun ve skor olarak rahat olan Fenerbahçe'de önce Sow-Caner ile 65'inci dakikada da , hafta içi yorgunlarından bir diğeri Webo Semih'le değişti. 

             Fenerbahçe'de günün en iyilerinden Cristian Baroni 52'de, sol tarafta aldığı topta arkadan koşu yapan Gökhan'ı görüp ortaladı. Gökhan Gönül de ayak içini iyi koyarak topu filelere yolladı. Bursa'da eski günlerden esintiler sunan Gökhan'a dün twitterdan o performansını özlediğimi yazmıştım. Okumuştur okumamıştır bilmiyorum ama beklediğim Gökhan sahadaydı. Bol bol ön alana baskı yaptı, gol attı, geri koşup kademeye girmeyi de ihmal etmedi. Bu performanstaki Gökhan büyük silah oluyor! 
(0-3) 

            
           3. golden sonra Trabzon oyundan tamamen düşerken, Fenerbahçe oyunu tutmaya istediği gibi çevirmeye devam etti. Son bölümde Emre de Salih ile değişirken, Trabzonspor da Janko'nun yerine Emre Güral'ı soktu.

           Sahada tipinden bile kafacı olduğu anlaşılan Mark Janko'ya serbest atışlarda bile yüksek top atılmaması, hala Burak Yılmaz varmış gibi defans arkasına pas denemeleri de bir hayli ilginç. Janko'ya doğru dikilen tek top da Fenerbahçe kalesine ciddi tehlike olarak geldi oysa ki. 

            Galatasaray ile olan 6 puanlık fark korunurken, bunun deplasmanda Trabzon galibiyeti ile elde edilmesi daha da önemli.



          Trabzonspor taraftarı da Volkan Demirel ve Emre Belözoğlu'na isabet eden birkaç yabancı maddeyi attıysa da, agresiflikleri son dönemde alıştırdıklarına nazaran çok azdı. Demek ki insanları galeyana getiren açıklamalar yerine sağ duyu çağrısı yapılınca etkili oluyormuş.

          Asıl maça damga vuran olay karşılaşmanın hakemi Bülent Yıldırım'ın, kendisine çarpan top sonucunda oyunu durdurarak hakem atışı yapmasıydı. Ne yapmak istediğini ne futbolcular ne de biz izleyenler anlayamadık.







                                       Trabzonspor Fenerbahçe Maçı Fotoğraf Galerisi