UA-36062800-1
spor toto süper lig etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
spor toto süper lig etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Eylül 2014 Cumartesi

Göbek


             Kritik Trabzon deplasmanına hazırlanan Fenerbahçe antrenmanından bir kare..  Sezona yine çok kötü başlayan Sow'un inanılmaz büyümüş göbeği dikkatinizi çekmiştir. Afrikalı futbolcular profesyonellik açısından her daim sorunlu olmuşlardır. Yine de insan Fenerbahçe seviyesinde, taraftarın sevgilisi olan bir oyuncudan daha fazlasını beklkiyor ister istemez. Yanındaki sprinter arkadaşımız da, biliyorsunuz saha görüşü dar, kolektif oyuna yatkınlığı düşük bir arkadaşımız. Artık futbolu iyi bilen Avrupalı forvetler gerekmiyor mu Fenerbahçeye?

14 Mayıs 2013 Salı

Gekas Bu Kez Kurtaracak Gibi


            Ligin ilk devresinde ligin dibine demir atan Akhisar Belediyespor, küme düşmesine en büyük ihtimal verilen takımdı. Lige çıkan diğer ekiplerin aksine, büyük harcamalar yapmadan oluşturduğu kadrosuyla göze hoş gelen bir oyun ortaya koyan takım, gol kısırlığı çektiği için maç kazanmakta çok zorlanıyordu. 

           Devre arasında geçen yıl Samsunspor'da kiralık oynayıp, attığı gollerle büyük etki yapan Gekas'ı kadrosuna katan Ege temsilcisi turnayı gözünden vurdu. Theofanis Gekas bu hafta yine takımına puanı getiren golü atarken, bu gol onun 14 maçta attığı 12. golü oldu. Gerçekten müthiş bir ortalama bu.

           Fenerbahçe'de Webo ve Emre, Galatasaray'da Didier Drogba ve Sneijder, Gaziantep'te Sernas ve Abdou Traore, Kasımpaşa'da Senijad İbricic, Gençlerbirliği'nde Björn Vleminx ve Nemanja Tomic de ciddi fark yaratan diğer devre arası transferleri. Ama bana göre 'Yunan Gol Tanrısı' apayrı bir performans gösterdi. Geçen yıl attığı goller Samsunspor'u ligde tutmaya yetmemişti. Ama bu kez yetecek gibi. Akhisar bu hafta Orduspor deplasmanında 1 puan alırsa ligde kalacak. Alttaki rakiplerinden biri bile kazanamasa yine ligde kalacaklar. Fazlasıyla hak ettiler.

16 Nisan 2013 Salı

Zor Dönemeç Dönülüyor!


        3 kulvarda devam eden Fenerbahçe, hafta içi Roma'da Lazio karşısında müthiş yıpratıcı bir maç oynadı. Uefa Kupası'nda yarı finale gelmek kabul edelim ki, geçen sezon başlangıcından sonra hele hele, hiç de beklediğimiz bir iş değildi.

        Takımın Roma'da oynadığı maç kora kor bir mücadeleydi, Herkesin bildiği gibi İtalyan takımları Türk takımlarını fiziksel üstünlükleriyle her daim ezerler. Fenerbahçe bu ekibe pek fazla pozisyon vermedi, oyun olarak ezildiğini de, bilhassa son yarım saat için söylemek mümkün değil. Ancak büyük bir fiziksel yıpranma yaşadıkları muhakkak. Maçtan sonra da Roma'dan döndükten sonra sadece 1 gün dinlenebildiler Taktik çalışma yapıp Eskişehir gibi sert bir rakip karşısına çıktılar.

       Lazio maçından sadece iki oyuncu değiştirildi. Maç öncesi sürekli maç oynamaktan yorgun olmaları normal olan Webo ve Kuyt'ı dinlendirme opsiyonu olsaydı harika olurdu elbette. Ama böyle bir opsiyon yoktu.( Caner cezalı, Emre ve Sow ise sakattı ,Salih'in de sonradan öğrendiğimize göre arka adelesinde sıkıntı vardı.)

      Burada Salih'in sakatlığını dostu Aykut Kocaman'dan öğrendiğini söyleyen Rıdvan Dilmen'den öğreniyor olmamız da saçma sapan bir şey. Fırat Aktav'ın twitter'dan söylediği gibi herkesin, her an bilgiye ulaşmaya alışık olduğu bu dönemde, hele hele de taşmaya hazır bekleyen bir de taraftarın varsa daha bilgilendirici yöntemler belirlemek gerek. Çok da haklı bunları söylemekte. Bunu kulüp kanalında antrenman programlarında, belki resmi sitende notlar olarak belirtebilirsin. Hangi futbolcunun sakatlığı var? Hangi futbolcu Milli takımda bulunuyor? Hangi futbolcu kart cezalısı? Hangi futbolcu yabancı kontenjanı sebebiyle kadro harici kalmış? Hangi futbolcu hafif sakatlığına rağmen kadroya alınmış? 

     Fenerbahçe Eskişehir gibi sert rakip karşısında, yorgun takımıyla topun arkasına geçip, üzerine gelecek olan rakibi pas oyunuyla açmayı deneyebilirdi. Ancak kadroda Gökhan dışında topla dripling yapabilen oyuncusu olmayan Fenerbahçe, öne baskı yapmak konusunda iyi olan Caner'i, Emre'yi Sow'u oynatabilseydi, çok büyük olasılıkla farklı bir oyun düşüncesinde olabilirdi. Ama olanlarla bu olurdu ancak. Bu oldu. Bir de geldiğinden beri kendine gelip, oynayamayan Krasic vardı. O da kulübede son bölümde bir umut özelliklerinden yararlanabilmek umuduyla kulübede yerini almıştı.

      Eskişehir gibi topu kaptırdığında taktik fauller yapan bir takım karşısında, sürpriz koşular yapan bir oyuncu ritimlerini bozabilirdi. Yine de Hürriyet, Alper Potuk, Causic, Veysel gibi oyuncularıyla çok dirençli olan, orta sahaya entegre oynayan Necati'li Eskişehir'i gafil avlamak pek kolay görünmüyordu.

     Maç başlarında orta sahayı alan Eskişehir iyi top yapıp, fırsatlar da yakaladı. Hızlı kenar adamları Erkan Zengin ve Kamara'yla buldukları etkili pozisyonları gole dönüştüremediler. Kale direğini ve Volkan'ı aşamadılar. Bu arada ilk yarıda topu Volkan'ın yatamadığı söylenen sağına vurmaya çalıştıkları izlenimine kapıldım.

      Defansta Servet'in yerine oynayan Akaminko atletizmiyle Webo'yu bir hayli zorladı. Webo genelde mücadele azmi ve gücüyle rakibini alt ediyor. Ancak bu sefer sert kayaya çarpmıştı. Sow da yokken odaklanılan tek hedef olması da, marke edilebilmesini kolaylaştırdı elbette.

     Meireles-Cristian-Mehmet Topal, Eskişehir'in 3 dinamik merkez oyuncusu karşısında oldukça zorlandılar. Bilhassa Alper'in enerjisi, gücü ve topla katetme özelliği karşısında, yorgun Fenerbahçe merkezi neredeyse hiç top yapamadı. Cristian'ın oyun temposunun düşük olduğu bölümde, hasta Mehmet Topal iyi bir duvar oluyor. Meireles de zaman zaman oyunun yönünü muazzam değiştiriyorsa da, pozisyon bulmak hiç de kolay olmuyordu. İlk yarı başladığı gibi golsüz bitti.

     İkinci yarıya iki takım da sayılmayan goller bularak başladı Önce Webo ofsayt pozisyonda golü buldu. Hemen ardından da Eskişehirspor'da Alper Potuk topu koluyla ağlara yolladı. İki pozisyonda da doğru karar veren hakem üçlüsünü, son dönem hakem performansı da düşünülerek tebrik etmeli.


     Devre arasında maç başında da asılan pankartla tribünlere çağrılan Salih Uçan için çok güzel bir şey olsa gerek. Bir süre görmemiş gibi davranan Salih, sonrasında sanırım birlikte ısındığı Semih Şentürk'ün telkiniyle gelip, pankartı açan tribünü selamladı.

     Olası Salih değişikliğinin uğraması gereken ilk adres Cristian, ikinci devreye de onbirde başladı, ama başka türlü başladı Topla kateden, pas alternatifi yaratmaya çalışan Cristian Baroni , top oynayan olsa da katılsam diye bekleyen Meireles'i de oyuna soktu

     Aynı Baroni , Mehmet Topal'ın kafayla indirdiği topta, günün kendisiyle birlikte en kötüsü Mehmet Topuz'la paslaşma sonrası fileleri buldu. Gol sonrası sevinçlerindeki samimiyeti, kendisinden istikrarlı oyun anlamında da bekliyoruz, ancak kabullendiremedik.
Gol Sevinci

     Gol sonrası Eskişehirspor'un baskısı maç başındaki kadar büyük olmadı. Necati'nin sakatlanıp çıktığı oyunda, Alper'in baskısı ve sonradan giren Özgür Çek'in, Nuhiu'nun oyuna ciddi bir etki koyduklarını söyleyemem.

     Son bölümde Krasic ve Semih'i oyuna alıp, Topuz ve Webo'nun kenara geldiği Fenerbahçe'de, Krasic yine fark yaratmadı. Ne kendisi bildiğimiz kadar iyi dikine oyun oynayabiliyor, ne de takımla pas dilleri uyuşuyor. Krasic arkadaşlarının önüne pas atarken, takım arkadaşları onun ayağına atıyorlar paslarını. Oysa iki taraf da bunun tam tersini istiyor, Top almak için istekli oluşu dışında, pozitif bir işaret göremediğim Krasic'in sezon başı kampını harika geçirmesi, takım ve onun birbirine alışmasını hızlandırmak şart gibi görünüyor.


      Son olarak adı Galatasaray'la anılan Alper Potuk'u yine alıcı gözle izledim. Şu ana kadar olan kanaatim, çok yetenekli herşeyi yapabilen, ama son kararı doğru vermekte zorlanan bir oyuncu olduğu şeklinde. Bakalım zaman yanıldığımızı mı gösterecek?
Hayat Seninle Güzel
Joseph Yobo
https://twitter.com/Oguzarpsatknsn

7 Nisan 2013 Pazar

Caner ve Salih'le Uçtu Fenerbahçe!


          Ordu maça topa sert olmaktan çok daha fazlasıyla, topla karışık rakibin diz altlarına tekmelerle başladı. Ordu'nun oyun sertliğine herhangi bir şekilde cevap verememesi, özellikle ilk 15 dakikada bariz bir Orduspor baskısı izlememizi beraberinde getirdi. Sağdan Barral, soldan Stancu, ortadan da Hasan Kabze ile rakip defansın top çıkarmasına engel oldular. Bunun yanında Gökhan ve Hasan Alinin kulvarlarını da iyi kapattılar.

         Defansın önüne yerleştirdikleri Ali Çamdalı defansın önünü hemen hiç terk etmezken, Salih Uçan'a da bir hayli yakın oynadı. Geriden düzgün top çıkaramayan Fenerbahçe'de Salih'i arkası dönükken karşılayan Ali, kendisinin ve takım arkadaşlarının da katkılarıyla, Salih'i sertlikle yıldırmaya çalıştılar, büyük ölçüde de başardılar. 18 yaşında böyle sıkıntılı bir deplasmanda, kendisine sık sık kasti fauller yapılan bir futbolcunun ayakta kalması, oldukça zor iş. Salih'in zorlandığı bu anlarda Aykut Kocaman'ın kenardan, 'Haydi Salih devam et' diye onu uyarıp maçta tuttuğunu televizyonda net bir şekilde gördüm.

         Ordu'nun net sarılık sayısız pozisyonunun pek çoğunda faul bile çalmayan İlker Meral'e şaşırmıyorum. Bu haftalarda zor durumdaki şehir takımları, özel atmosferler oluştururlar. Hakeme de bir validen, bir milletvekilinden, bir ilçe başkanından filan selam gider 'İşte bizim takım kora kor mücadele edecek, 'Feneri kayırma sakın, gözüm üzerinde' gibi mesajlar iletilir. Hakem de oyunun büyük bölümünde yapacakları her şeye göz yumması gerektiğini anlar, rakip gol atana kadar orta çaplı katliama izin verir, olur bunlar.

          Geriden top çıkaramayan Fenerbahçe'de Sow'un yokluğunda ileride yalnız kalan Webo, pek gününde değildi. Top tutamayınca tekme-tokat oynayan rakip karşısında kalabalık ataklar gerçekleştirmek pek kolay olmuyordu. Webo 33 yaşında ve sürekli perşembe-pazar oynayamıyor. Bunu sakatlanmadan önce fark ettiysek de, başarılı oyunuyla kendini oynatmak zorunda bıraktı hocayı ve sakatlandı. Sakatlık sonrası üst üste Akhisar ve Lazio maçlarında oynayan Webo yine yorulmuş görünüyor, umarım yeni bir sakatlık yaşamaz.

         İlk yarım saatten sonra rakibin sertliğine cevap vermeyen Fenerbahçe'de, Caner birinin çıkıp sahada ayağını sağlam basması gerektiğini fark edip duruma el koydu. Sahanın her tarafında rakibi sıkıştırması yanında, 37'de attığı çalımlarla Salih'i kaçırdı, harika bir koşu sonrası muazzam bir vuruş yapan Salih Uçan, Fenerbahçe'yi öne geçiren golü attı.

         Bu golle hakemi bir miktar rahatlatmış oldu Fenerbahçe   Faullerin bir kısmını çalmaya başlayan İlker Meral, daha ilk yarıda bile ikinci sarıları görmesi gereken stoper Yusuf ve David Barral'ı atmadan ilk yarıyı bitiren düdüğü çalmayı başardı. İlk yarı Fenerbahçe adına Mehmet Topal'a da bir parantez açmak şart. Çıkamayan-baskı yiyen Fenerbahçe savunmasını, pek çok pozisyonda rahatlatan hamleler yaptı. Caner'in de 5604 metre ile takımın en çok koşan oyuncusu olduğunu, Kuyt'ın ise ilk kez en çok koşan 5 oyuncu arasına giremediğini belirtelim.

        İkinci yarıda ayağa pas oynayan takım, geriye düşen, temposu da düşmeye başlayan Orduspor maçında dakikaları eritmeyi iyi beceriyordu 57'de topsuz alanı iyi kateden Salih, bir kez daha topla buluştu ve önde olan kalecinin üzerinden çok şık bir gol attı Vuruş kalitesi kadar orada kalecinin önde olduğunu hemen farketmesi, vurmayı denemesi falan komple harikaydı.

        2-0 'dan sonra pas oyununu sürdüren Fenerbahçe'de, sol taç çizgisi kenarında top kapmaya çalışan Caner'in kafasını yaran birşeyler atan Ordulular, adam kafasından kanlar fışkırarak kendini yere bırakırken, yabancı madde yağmuruna devam ederek 'büyük iş' başardılar. Tebrik etmek gerek! Kafası yarıldıktan sonra bandajla bir süre daha oynayan Caner, bir golü de çizgiden çıkararak güne imzasını attı.

        Kalan bölümde sarısı olan Caner, yorulan Webo ve günün yıldızı Salih Uçan dışarı alındı. Mehmet Topuz, Genç Baroni ve Beykan Şimşek oyuna dahil oldu. Beykan'ın kumaşını belli ettiğini, Mehmet Topuz'un da takıma direnç kattığını söylemeliyiz. 

       Orduspor sahada her çeşit çamuru denedi ama olmadı, bu zorlu fikstürde ligde kalmaları çok zor. Akhisar Belediyespor'un hangi bütçelerle neler yaptığını, oynadıkları takım oyununu gördükten sonra düşsünler diyorum. Harika giden takımın antrenörü Metin Diyadin'i gönderdiklerinden beri sempatim yok, kulüp başkanları da fazlasıyla karikatür bir tip.

STAD : 19 Eylül
HAKEMLER : İlker Meral (6), Mehmet Cem Hanoğlu (6), Hakan Yemişken (6)
ORDUSPOR : Fevzi (5) - Miguel Garcia (5), Ayila Yussuf (6), Agustin Garcia (5), Ferhat Öztorun (5), Nizamettin (4) DK.81 Anıl), Ali (5), Hasan (5), Umbides (5) (Dk.58 Romero 3), Barral (5), Stancu (5).
FENERBAHÇE : Volkan (7) - Gökhan (6), Bekir (6), Yobo (6), Hasan Ali (6), Kuyt (7), Mehmet Topal (6), Meireles (6), Salih (7) (Dk.72 Cristian 4), Caner (6) (Dk.72 Mehmet Topuz 3), Webo (6) (Dk.85 Beykan)
GOLLER : DK.38, 57 Salih (Fenerbahçe)
SARI KART : DK.32 Ayila Yussuf. Dk.68 Barral (Orduspor), Dk.60 Caner (Fenerbahçe)



6 Nisan 2013 Cumartesi

Caner'i Size Yedirmem Arkadaş!



             Maçtan sonra uzun uzun Caner'in oyundan çıkarken, tribünlerin tepkisine önce elini sallayarak 'Hastir Lan' manasında tepki vermesi, sonrasında da kulübenin orada yerde duran su şişesini tekmelemesi konuşuldu.  E tabi görüntü hoş değil, hatta ben bu tip davranışları sıkça eleştiririm de.. Fakat sen tribünde oyundan çıkan oyuncuyu ne diye ıslıklarsın? Caner öyle aman aman oynamadı evet de kesinlikle ıslıklanacak bir performans da ortaya koymadı. 

            Caner delici bir adam, dikine oynamaya-takımı ileriye taşımaya çalışan sıkça da bunu yapan bir adam. Akhisar maçının başında koşu temposu olarak alışageldiğimizin altında kaldıysa da biraz, maçın kalanında bu konuda gayet iyiydi. Sahanın herhangi bir yerinde rakibin Fenerbahçe'den daha fazla oyuncu bulunmasına engel olan, ikiye bir yapan, kat eden ve o hep istediğinizi söylediğiniz 'Sırılsıklam olsun o forma' tezahüratınızın beden bulmuş hali Caner Erkin evet.

           Sen yuhalayan güzel kardeşim 'Aykut İstifa' diye bağırdığın maçta sahada yürüyenlere tepki vermeyip, hocayı istifaya davet eden de sendin değil mi? Yan ve geri paslarda aynı anda homurdanıp, kendi futbolcunun performansını düşüren de sensin, hatta muhtemelen de Maraton Tribünü'nde oturuyorsun. Tuncay Şanlı'yı kırmızı yanaklı diye sevmedin, Ümit Özat'a- Selçuk Şahin'e şaşı dedin. Roberto Carlos'tan başka solbek sevmedin, oynadıklarında da rahat vermedin değil mi? Deniz Barış zaten Fenerbahçe'nin futbolcusu değildi elbette. Oysa sayısız maçta sayısız önemli işler yaptı bu adamlar, o nasıl olacak? 

           Caner Erkin'in tepkisinin doğru olduğunu söylemek de, bir fayda getireceğini söylemek de mümkün değil. Bir daha da bu tip davranış sergileyen bir oyuncuyu savunacağımdan hiç emin değilim. Ancak ben Caner olsam, her yere yardım ettiğim oyun sıkışınca sorumluluk aldığım, mücadeleden kaçmadığım bir maçta 3-5 topum yanlış yere gitti diye yuhalansam-ıslıklansam aynı tepkiyi veririm. Sen kim oluyorsun da; gladyatörü sahada yenilen Romalı zengin kafası yaşıyorsun, kafana göre kelle alıyorsun. Kimsin sen kardeşim?

https://twitter.com/Oguzarpsatknsn

18 Mart 2013 Pazartesi

Fenerbahçe Ligde de Uçmaya Devam Ediyor!


Galatasaray'ın kazandığı 26. haftada Fenerbahçe, maç öncesinde zorlu görünen Antalya deplasmanına çıktı. Tek farkla da olsa kazanmasını bildi. Haftalar ilerledikçe, hele ki maçları önce Galatasaray oynadıkça, Fenerbahçe maçlara kazanma stresiyle çıkacak. Bu artık son 8 maçın realitesi olacak.

38 günde 12. maçına çıkan takımın yıpranması doğaldır. Bu maça dengeli bir oyun anlayışıyla başlayan Fenerbahçe, 11. dakikada Plzen maçının golcüsü Salih'in harika şutuyla gelen golle öne geçti. Öne geçtikten sonra, Tita, Aissati, Diaarra üçlüsüyle defans arkasına çabuk sarkan oyunculara karşı “bekleme oyunu” oynamak mantıklı olacaktı. Ancak 15. Dakikada Emre'nin tekrar sakatlanması, kapılan topların etkili kullanılması anlamında zaaf yaratmaya başladı.


Emre çıkarken Selçuk’un girmesi doğaldı. Selçuk, Fenerbahçe'nin 2. Topal'ı olarak düşünülmeli. Savunma önünde dalgakıran olacak, önündeki adamlar ondan farklı tipte olduklarında, işini iyi yapan bir adam. Arkadan baskı yiyeceği pozisyonlarda top atmadığın sürece bir arızası olmaz, belli bir standartta oynar.
Salih'in Uefa Avrupa Ligi sonrasında, bugün onbirde başlaması, oynama iştahını artırmak ve iyi oynayana formayı verme anlamında değerlidir. Emre'nin döndüğü, Meireles'in bir iki maçtır toparlamaya başladığı ortamda, Cristian'ı kenara yollayarak formayı kapmak büyük iş.


Erken gelen gol ve Emre'nin çıkışı sonrası, Fenerbahçe topu rakibe bırakıp kendi sahasında bekleme oyunu oynamaya başladı. Kapılan topları Caner, Sow ya da Kuyt'a oynayarak hızlı çıkmaya çalışan takımın işleyişinde bazı bozukluklar olduğunu gördük.
Bence Fenerbahçe'nin geriye yaslanmak zorunda kalmasında, hızlı futbolcuları olan rakibe alan bırakmama isteği kadar, kullanılamayan Webo ve Emre'nin yokluğunun, Egemen'in de sırtını kendi kalecisine bitiştirip oynama alışkanlığının etkisi var.


Gökhan ilk yarı iki kere soldan gelen Tita'yı kaçırdıysa da, sonuç çıkmadı. Fakat aynı Tita, İsaac'in iki Fenerbahçeli'den sıyrıldığı pozisyonda önünde kalan serseri topu, Salih'in golündekine benzer bir vuruşla ağlara yolladı.
Meireles, Tita'nın golünde ortalarda olmaması dışında iyi bir performans çıkardı. Birkaç maçtır vites yükselten Meireles, genel olarak hatları kapatmada ve bir iki kez, 4-5 dakikalık periyotlarda rakibe baskı yapan Fenerbahçe'nin oluşmasında etkin rol oynadı. Yine de topa sertliği yeterli düzeyde değil, ayakları da yere sağlam basmıyor bana göre.


Zinde bir takım, ön tarafı hızlı Antalyaspor'un zayıf arka tarafına, bilhassa beklerine baskı yapabilir, hataya zorlayabilirdi. Webo'nun yokluğunda son dönemdekinin aksine solda değil de, ön alanda oynatılan Moussa Sow, bu mevkide topu tutamıyor. Yollanan topları aldığında da, arkadaşlarının gelip hücumda çoğalmayı sağlamak yerine, direkt rakip kaleye gitmeye çalışıyor. Çoğu zaman rakibini geçemediğinde de, ileri atılan topların duvara çarpmışçasına geri dönmesine sebep olmuş oluyor.


Plzen maçının yıldızı Caner, bilhassa maçın ilk yarısında, yine içeri girerek hücum organizasyona katkı vermeye çalıştı. Ancak 42. dakikada kullandığı kornerde, Gökhan'ın aşırtıp, Sow'un kafayla dokunarak ağlara yolladığı pozisyon dışında ayakları, düşündüklerini yapmaktan uzaktı. İlk yarı sonunda gelen bu gol Fenerbahçe'nin soyunma odasına, üzerine gelen rakibe rağmen önde girmesini sağlayınca, takıma güven vermesi bakımından çok değerliydi.


İkinci yarı Kuyt-Salih-Meireles üçlüsünün gayretiyle, zaten skor avantajına sahip olan Fenerbahçe dengeli bir oyun ortaya koymayı başardı. Salih'in Oğuz Çetin'i hatırlatan ara pasında golü yapamayan Sow, bir ciddi pozisyona daha girdi onu da değerlendiremedi.


Günün, temposu düşük oyuncularından Gökhan'ın ortasına Kuyt, sahalarda sık görmediğimiz harika bir kafa vurdu; bu akıl dolu kafa vuruşunun gol olmaması gerçekten çok yazık. Hem iyi bir orta çok iyi değerlendirilmiş olacaktı, hem Kuyt gol yapma konusunda belli bir istikrara doğru yürüyecekti hem de çok güzel bir gol izleyecektik.Yine Dirk Kuyt'a gözünün önünde dirsek atan İsaac'i atması için hakemi uyarmayan yan hakemin dayaklık olduğunu da belirtelim.


Milli takım arası öncesinde, Fenerbahçe'nin sakatlarının dönmesi için zaman kazanması açısından bu maç daha da değerliydi. Dahası Real Madrid eşleşmesi döneminde puan kaybetmesi muhtemel olan Galatasaray ile puan farkı korunmuş oldu. Şampiyonluk düğümü sondan bir önceki hafta oynanacak derbiye kadar çözülmeyecek gibi görünüyor. Webo ve Emre'nin olabilecek en kısa zamanda sahalara geri dönmesi Fenerbahçe'nin yarışı son ana kadar kovalama şansını bir o kadar artıracaktır.


https://twitter.com/Oguzarpsatknsn
            
            

             
           

11 Mart 2013 Pazartesi

Fenerbahçe Yola Devam Ediyor!



                 Fenerbahçe, Galatasaray'ın Gençlerbirliği'ne yenildiği,Beşiktaş'ın Trabzonla berabere kaldığı haftada, Kadıköyde maça sıkça olduğu gibi, yediği erken golle (1-0) geride başladıysa da, maç bittiğinde skorboard'da Fenerbahçe (4-1) Bursaspor yazıyordu.

                 Maç başlar başlamaz görüldüğü üzere, Aykut Kocaman eksiklerin yerine ve rotasyona gitmek istediği pozisyonlara farklı oyuncular yerleştirmiş, dizilişler ilgili herhangi bir değişiklik yapmaya ise gerek görmemişti.                 

                 Sağbekte sakat Gökhan'ın yerine; Fenerbahçe kariyeri çok büyük ihtimalle sona ermek üzere olan Orhan Şam'ı değil, umduğumuz gibi Mehmet Topuz'u yerleştirmişti. Topuz daha önce bu mevkide oynadığı az maçta, Orhan'a göre çok daha iyi performans göstermişti.

                 Stoperde formunu yükseltmeye başlayan Egemen'i değil, favori oyuncularından Yobo'yu sahaya sürdü. Hoca Yobo'nun tecrübesine ve oyun bilgisine çok güveniyor. Ben formsuz bir sezon geçirdiğini düşünsem de, yoğun eleştiri yapılabilecek bir durum da değil.   

                 Forvette yine sakat olan Webo yerine Semih Şentürk'ü sahaya süren Aykut Kocaman, elbette solda Caner'i oynatıp Sow'u da en öne atabilirdi. Ancak önde Sow'un top tutma özelliği, Fenerbahçe'ye çoğalmak için yeterli süreyi sağlayamayabiliyor. Evet Sow gezgin oynamadığında, bulduğu pozisyonları gole çevirme ortalaması daha yukarılarda oluyor. Ama hocanın takım oyunu anlamında ne yapmak istediğini anlamak gayet kolay geliyor bana..  

                 Solbekte bugünün tercihi, son maçta kadroda dahi olmayan Hasan Ali Kaldırım'dı. Hasan Ali'nin bu akşamki temposuna bakılırsa dinlenmek iyi gelmiş. Ben dinlendirilerek oynatılmasına, maça göre Ziegler'le çıkılmasına karşı değilim. Benim anlamakta zorlanıp itiraz ettiğim, Ziegler oynadığında Hasan Ali'nin maç kadrosunda da olmuyor olması.    

                Batalla'nın Fenerbahçe savunmasını uyutan şık pasını, Sestak Volkan'ın yanından ağlara yollayınca, herkeste doğal olarak 'Yine mi yahu?' tepkisi oluştu. (0-1) 

                Bu erken gelen golün havasından tribünler de takım da çabucak arınırken, bu havanın dağılmasında Emre Belözoğlu'nun rolü büyüktü.    
                              

                 Dk 12'de topu alan Emre yakaladığı şut pozisyonunda önce şut atmadı, çekip düzelttiği topta hem karşısındaki oyuncuyu ekarte etti. Hem de çalım sonrası harika bir ayak içi vuruşla ağlara yolladı. (1-1)
               
                 Golden sonra Fenerbahçe belirgin bir baskı kurmakta zorlandı. Bunun başlıca nedeni Semih'e yollanan topların duvara çarpmış gibi geri gelmesiydi. Ligin ilk devresinin sonlarında toparlanma emareleri veriyordu. Anlaşılan Webo transfer edilip, onbire yerleştirilince oynayacağına olan inancını yeniden yitirmiş, bırakmış kendini. Ne top tutabildi, ne de yavaş bile olsa koşması gerektiği kadar koşabildi.

                 Emre'nin sahanın her yerindeki oyun keyif veriyordu ki sakatlandı. Oyundan çıkmak istediğini söyledikten sonra, bir duran topu zekice hızlı kullandı. Kaleciyle karşı karşıya kalan Kuyt'ın sağ dış vuruşu yan direkten geri geldi. Kaçan bu gol Emre için 23 dk içinde bir gol, bir asistlik muazzam istatistik olacaktı. Dahası oyunuyla herkesi ateşleyip, öne doğru baskıda öncü oluyordu. Sorunlarından arınıp takıma dönen Emre, Fenerbahçe için 'çöldeki vaha' gibi oldu hakikaten!

                Bu pozisyon sonrasında, sağ çaprazdan Cristian'la ve kaleye dönerek yaptığı vuruş Scott Carson'da kalan Sow ile 2 ciddi pozisyon yakalandıysa da gol olmadı.

                Emre'nin yerine giren Mehmet Topal, Meireles'i biraz öne atıp savunmanın önüne yerleşti. Burada Bursaspor'un sihirbazı Batalla'yı kontrol eden Mehmet, doğal olarak hücuma Emre gibi katkı veremedi. Cristian uykudaydı, Meireles de kendini ön alanda sorumluluk almakta pek zorlamıyordu.


                Fenerbahçe'nin ilk yarıdaki temposu, yoğun maç trafiği akıllara gelince düşecek diye düşündüm. Bu nedenle yüksek tempo anlarında goller gelmemesi, Kuyt'la direğe takılan pozisyonun gol olmaması, ilerleyen anlarda tempo yapan takım düşeceği için, maçı çevirmeyi zorlaştıracaktı.

               Bursa Musa Çağıran'la uzaktan etkili bir şut çıkardıysa da, son dönemin güven aralığı düşük seyredeni Volkan Demirel, topun ağlara gitmesine izin vermedi. Devre arasına (1-1) lik eşitlikle gidildi.
                
               
               İkinci yarıya beraberlikle giren Fenerbahçe, devre arasında uyarıldığını sandığım Meireles başta olmak üzere daha derli toplu oynayarak başladı. Meireles geldiği zaman sergilediği, boşa çıkıp top isteyen, yardımlaşan anlayışına geri döndü. Ödülünü de Scott Carson'la beraber Sow'un yükseldiği top sekip önüne düşünce, kaleye yolladığı topun gole dönüşmesiyle aldı. (2-1) Golde Scott Carson'a faul yapıldığı yönünde itirazlar olduysa da hikaye. Ancak top Carson'dan değil de, yükselen Sow'dan sektiyse pozisyon ofsayt. Ben tam olarak seçemedim.

             Caner'in günün kötüsü Semih'in yerine girmesi, solda hırpalanan Sow'un Semih'in boşalttığı alana geçişi maçta bir diğer dönüm noktası oldu. Yediği 2'inci golle birlikte defans güvenliğini azaltan Bursaspor karşısında, Caner sorumluluk aldı. Oyuna girer girmez gamsız Cristian'a alan kapatması için uyarılar yaptığı gibi, doğru alanlara iyi gitti, takımı da gol pozisyonuna sokan organizasyonları hazırladı. 

              3-4 maçtır Duracell kimliğini tekrar kazanan Dirk Kuyt, Caner'in soldan ortasını iyi takip ederek, arka direkte zor açıdan topu ağlara yuvarladı. (3-1) Kuyt bugün sahanın her yerinde diri, yardımsever ve hırslıydı. Ben basit pas hatalarından dolayı sıkça kızsam da, bugünkü haliyle her takımın arayıp bulamadığı bir futbolcu. Çıktığı hava toplarında dengeli kalıp, sıkça da mücadeleyi kazanan oluyor. Birebir oyunu da pas kalitesi gibi çok üst düzeyde olmasa da, yüksek oyun bilgisi takıma pozisyonlar hazırlamasına yetiyor da arıyor bile. Dahası yaydığı enerji takıma Emre'ninkine benzer bir etki de yapıyor. Ben sahada olsam Kuyt'tan utanır, bir an olsun duramazdım.

              İlk yarım saat hariç, maçın 3'te 2'sini idare ederek geçiren Cristian Baroni, bir daha maça döndükten sonra kalitesini gösterdi. Son dakikalarda Sow'a attığı ara pası Moussa Sow ağlara yollayınca, günü asistle tamamlamış oldu. Ben sürekli istikrarsızlığından şikayet ettiğim Baroni'den yine memnun değilim. Bu şekilde onbirde oynamayı hak etmiyor. Ben olsam bu Baroni'yi 'Genç Semih' rolüyle 60-70'ten sonra oynatırım. Bugüne kadar izlediğim 'Genç Baroni' bu şekilde hep daha fazla verim ve arzuyla oynadı.

              Bu arada ilk yarım saatte müthiş tempo yapan takımın, oyunun ilerleyen bölümünde yukarıda bahsettiğim gibi temposunun düşeceğine inanmıştım. Ancak takım beni net bir şekilde yanılttı. Haftada 3 maç yapan bir takımın, şu anda gösterdiği fizik kalitesi muazzam. Bunlar için Aykut Hoca'yı ciddi ciddi tebrik etmek gerek. Rotasyon uyguladığı takımda bir çok oyuncunun hazır olmasını sağladı. Takım hala 3 kupada da hedefi kovalamaya devam ediyor. Belki Krasic ve Stoch üzerinden eleştirenler olabilir yine de. Ama Krasic bugün maç kadrosundaydı. Stoch'un ise sağa çekerek attığı şutlarla, yiyecek ekmeği kalmadı buralarda. Sezon sonunda Abbas Passenger denilir.

                      

10 Mart 2013 Pazar

Süper Lig'de Şampiyonluk Yarışı Kızışıyor


               Kaleye sıfırdan indiği pozisyonda kendini yere bırakarak, sezonun şimdiye kadar verilen en komik penaltısını çalan Özgür Yankaya'nın ne kadar dinlendirileceği, yeni merak konumuz oldu. Hele hele de Ufuk Özerten'in Beşiktaş-Fenerbahçe maçının hakemi Mete Kalkavan'ı beğendiğini söyledikten sonra, Mete Kalkavan'ın Süper Amatör Lig maçına verilmesi ile bu konu daha da bir önem kazandı.

               Dahası takımının yenilgisini uyduruk bir penaltı kazandırarak önlemeye çalışan Drogba, Arena'nın rezalet zemininin de katkısıyla dışarı vurunca, kalkan zemini tekmeleyerek tepkisini göstermeye çalıştı. Ama asıl ilginç olan Gençlerbirliği oyuncusu Tosic'in Drogba zemine vururken zemini alkışlamasıydı. Bu görüntü daha önce sahalarda hiç görmediğimiz hareketlerdendi, herkese kahkaha attırdı.

               Konuşmaya değer bir diğer konu da, son 3 sezonda frikikten bir sürü gol atmış Selçuk İnan'ın duran topları kullanmasına izin vermeyen Drogba'nın açı, mesafe, penaltı, frikik ayırt etmeden her topun başına geçiyor olması. Bu durum Selçuk İnan için bir küskünlük yaratıyor mudur bilemem. Ama Selçuk yüksek yüzdeyle frikik kullanıyordu ve o kullanmadığından beri de duran top golü bulamadıkları bir gerçek.

               Fatih Terim, ilk kez geçen sezon Fenerbahçe maçında denedikleri çift forvetli dizilişinden taviz vermemekte kararlı gibi görünüyor. Oysa sezon başından beri, geçen senenin altında oyun kalitesiyle oynuyorlar. Bunun başlıca sebepleri; gol sayısı yüksek de olsa oyuna katkısı Necati-Elmander seviyesinde olmayan Burak Yılmaz tercihi. Sezon başında Burak Yılmaz'ın yanında oynayan Umut Bulut, oyun bütünlüğü anlamında değilse de pres özelliğiyle önemli katkı veriyordu, dahası gol de atıyordu. Şimdi baskı yapmayan Burak Yılmaz'a bir de Drogba katıldı. Takıma devre arasında katılan bir diğer oyuncu Sneijder de rakibe baskı yapan bir futbolcu değil, dahası kanatta oynatıldığında ondan beklenen etkinliğin de çok uzağında kalıyor.

               Geçen sezon Elmander'in ön alanda yaptığı müthiş baskı, Necati'nin top rakipteyken geriye gelen oyun anlayışı, topu öne taşımaktaki katkısı şimdilerde Galatasaray için güzel bir anı olarak kaldı. Eboue ve Melo geçen sezonki formlarının çok uzağında. Dahası Ujfalusi'nin verdiği katkıyı veren bir savunmacısı da yok Galatasaray'ın!

               Galatasaray geçen sezonki formunda olmayan bu takımıyla da, devre arasında gelen transferlerle bozulan kimya sonrası koydukları performanstan daha iyisini yapabilirdi. Drogba ve Burak'tan en az birinin yerine, Umut-Elmander'den birinin yerleşmesi şart görünüyor. Sneijder de sol kanat yerine iç bölgede düşünülebilir. Sneijder'in Selçuk'a yakın -belki biraz daha önde olduğu dizilişte- bir de ön libero kullanarak (Melo) göbekten yenen atak sayısı azaltılabilir. Dahası Sneijder'in iyi olduğu pas oyununda etkin bölgede olması sağlanabilir.

               Terim inadını sürdürürse daha fazla puan kaybı kaçınılmaz gibi. Galatasaray'ın puan kaybettiği 7 haftada da puan kaybeden Fenerbahçe, bu alışkanlığını Bursa karşısında sürdürmezse puan farkı dörde inecek. Galatasaray'ın geçen seneki oyun kalitesinde olmadığı açık bir şekilde Kadıköy'e gelecek olması Fenerbahçe'nin bir diğer avantajı olacak.. 

fotoğraf http://iyiortagololur.blogspot.com dan alınmıştır.

5 Mart 2013 Salı

Manuel Fernandes!


         Biraz gereksiz şova kaçtığı olsa da, topu ayağından önce mutlaka gereksiz bir çalım atsa da, geçen gün Fenerbahçe karşısında, ilk yarının sonunda sazı eline aldı. Ligimizin fark yaratan ender futbolcularından Manuel Fernandes'in bu fotoğrafına denk gelince paylaşmadan edemedim.

27 Şubat 2013 Çarşamba

Ligin Dibi Cadı Kazanı


           Geçen hafta deplasmanda Karabükspor'u 2-0 yenen Akhisar Belediyespor'un gollerini Bilal Kısa ve devre arasının en dikkat çeken transferlerinden Theofanis Gekas atmıştı!

           Bazen piyasa değerleri düşmüş futbolcularla büyük işler başarılabiliyor işte. Gekas Samsunspor'daki performansıyla herkesin beğenisini kazanmıştı. Samsunspor'un düşmesinden sonra bir devrelik İspanya macerasından sonra, yeniden ülkemizde düşmeme savaşına geldi. Gelmekle de kalmadı tamamı kritik 4 tane de gol attı şimdiden. Yunanistan'ın Tanju Çolakı'nı ilgiyle izliyorum.


          Bilal Kısa Fenerbahçe altyapısından çıktığından beri izlediğimiz bir oyuncu. Oyun zekası ve sol ayağı üst düzeyde olan Bilal, uzun süre Aykut Kocaman'ın gittiği her takıma götürdüğü bir oyuncuydu. Bilhassa bir dönem Ankaraspor'da koyduğu performansla dikkat çekmişti. Şimdiyse tecrübesini aktarabileceği doğru takımda gibi görünüyor. Hamza Hamzaoğlu ona güven vermeyi sürdürürse bu yarışta Akhisar'ın silahlarından olacağı açık.



          Cumartesi günü Elazığspor ile karşılaşacak olan Akhisar Belediyespor cephesinde , ligde kalma ümidinin artmasıyla birlikte, hareketlenme oldu. Bilindiği üzere Akhisar Belediyespor'un maçlarını Akhisarda oynamasına izin verilmiyor, onlar da maçlarını Manisa'da oynamak zorunda kalıyorlar. Belediye Elazığspor maçına gelmek isteyenleri maça ücretsiz olarak götürecek, bilet fiyatları da 5-10-15 lira olarak belirlendi.Çağdaş Atan sarı kart cezası nedeniyle oynayamayacak.


          Sanica Boru Elazığspor da Akhisar'dan pek farklı durumda değil. Onlar da Bülent Uygun'la sezona başladılar, haftalarca puan alamadıktan sonra Yılmaz Vural'ı getirip yarışmaya başladılar. İki takım da yarıştıkları tüm diğer takımların altında oyuncu kadrolarına ve maddi imkanlara sahipler. Bu bakımdan oralardaki Hamza Hamzaoğlu ve Yılmaz Vural'ın emeklerine saygı duymak gerek. Kazananın çok şey kazanacağı maç kesinlikle seyre değer olacak. Ben bu iki takımdan birinin Orduspor, İstanbul Belediyespor, Karabükspor gibi takımların arasından sıyrılıp ligde kalmasını istiyorum. İyi olan kazansın! Orduspor'un sezon başında aldığı harika sonuçlardan sonra, bugünkü durumu da kulüpte sıkıntılar olduğunun habercisi gibi.

         Akhisar Belediyespor'da oynayıp o en alttan kurtulan oyunculardan olmak inanılmaz keyifli olurdu. Akhisar Belediyenin altındaki Mersin İdman Yurdu ise üzgünüm ama kalamaz bu ligde.