UA-36062800-1
Emre Belözoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Emre Belözoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Mart 2013 Pazartesi

Fenerbahçe Ligde de Uçmaya Devam Ediyor!


Galatasaray'ın kazandığı 26. haftada Fenerbahçe, maç öncesinde zorlu görünen Antalya deplasmanına çıktı. Tek farkla da olsa kazanmasını bildi. Haftalar ilerledikçe, hele ki maçları önce Galatasaray oynadıkça, Fenerbahçe maçlara kazanma stresiyle çıkacak. Bu artık son 8 maçın realitesi olacak.

38 günde 12. maçına çıkan takımın yıpranması doğaldır. Bu maça dengeli bir oyun anlayışıyla başlayan Fenerbahçe, 11. dakikada Plzen maçının golcüsü Salih'in harika şutuyla gelen golle öne geçti. Öne geçtikten sonra, Tita, Aissati, Diaarra üçlüsüyle defans arkasına çabuk sarkan oyunculara karşı “bekleme oyunu” oynamak mantıklı olacaktı. Ancak 15. Dakikada Emre'nin tekrar sakatlanması, kapılan topların etkili kullanılması anlamında zaaf yaratmaya başladı.


Emre çıkarken Selçuk’un girmesi doğaldı. Selçuk, Fenerbahçe'nin 2. Topal'ı olarak düşünülmeli. Savunma önünde dalgakıran olacak, önündeki adamlar ondan farklı tipte olduklarında, işini iyi yapan bir adam. Arkadan baskı yiyeceği pozisyonlarda top atmadığın sürece bir arızası olmaz, belli bir standartta oynar.
Salih'in Uefa Avrupa Ligi sonrasında, bugün onbirde başlaması, oynama iştahını artırmak ve iyi oynayana formayı verme anlamında değerlidir. Emre'nin döndüğü, Meireles'in bir iki maçtır toparlamaya başladığı ortamda, Cristian'ı kenara yollayarak formayı kapmak büyük iş.


Erken gelen gol ve Emre'nin çıkışı sonrası, Fenerbahçe topu rakibe bırakıp kendi sahasında bekleme oyunu oynamaya başladı. Kapılan topları Caner, Sow ya da Kuyt'a oynayarak hızlı çıkmaya çalışan takımın işleyişinde bazı bozukluklar olduğunu gördük.
Bence Fenerbahçe'nin geriye yaslanmak zorunda kalmasında, hızlı futbolcuları olan rakibe alan bırakmama isteği kadar, kullanılamayan Webo ve Emre'nin yokluğunun, Egemen'in de sırtını kendi kalecisine bitiştirip oynama alışkanlığının etkisi var.


Gökhan ilk yarı iki kere soldan gelen Tita'yı kaçırdıysa da, sonuç çıkmadı. Fakat aynı Tita, İsaac'in iki Fenerbahçeli'den sıyrıldığı pozisyonda önünde kalan serseri topu, Salih'in golündekine benzer bir vuruşla ağlara yolladı.
Meireles, Tita'nın golünde ortalarda olmaması dışında iyi bir performans çıkardı. Birkaç maçtır vites yükselten Meireles, genel olarak hatları kapatmada ve bir iki kez, 4-5 dakikalık periyotlarda rakibe baskı yapan Fenerbahçe'nin oluşmasında etkin rol oynadı. Yine de topa sertliği yeterli düzeyde değil, ayakları da yere sağlam basmıyor bana göre.


Zinde bir takım, ön tarafı hızlı Antalyaspor'un zayıf arka tarafına, bilhassa beklerine baskı yapabilir, hataya zorlayabilirdi. Webo'nun yokluğunda son dönemdekinin aksine solda değil de, ön alanda oynatılan Moussa Sow, bu mevkide topu tutamıyor. Yollanan topları aldığında da, arkadaşlarının gelip hücumda çoğalmayı sağlamak yerine, direkt rakip kaleye gitmeye çalışıyor. Çoğu zaman rakibini geçemediğinde de, ileri atılan topların duvara çarpmışçasına geri dönmesine sebep olmuş oluyor.


Plzen maçının yıldızı Caner, bilhassa maçın ilk yarısında, yine içeri girerek hücum organizasyona katkı vermeye çalıştı. Ancak 42. dakikada kullandığı kornerde, Gökhan'ın aşırtıp, Sow'un kafayla dokunarak ağlara yolladığı pozisyon dışında ayakları, düşündüklerini yapmaktan uzaktı. İlk yarı sonunda gelen bu gol Fenerbahçe'nin soyunma odasına, üzerine gelen rakibe rağmen önde girmesini sağlayınca, takıma güven vermesi bakımından çok değerliydi.


İkinci yarı Kuyt-Salih-Meireles üçlüsünün gayretiyle, zaten skor avantajına sahip olan Fenerbahçe dengeli bir oyun ortaya koymayı başardı. Salih'in Oğuz Çetin'i hatırlatan ara pasında golü yapamayan Sow, bir ciddi pozisyona daha girdi onu da değerlendiremedi.


Günün, temposu düşük oyuncularından Gökhan'ın ortasına Kuyt, sahalarda sık görmediğimiz harika bir kafa vurdu; bu akıl dolu kafa vuruşunun gol olmaması gerçekten çok yazık. Hem iyi bir orta çok iyi değerlendirilmiş olacaktı, hem Kuyt gol yapma konusunda belli bir istikrara doğru yürüyecekti hem de çok güzel bir gol izleyecektik.Yine Dirk Kuyt'a gözünün önünde dirsek atan İsaac'i atması için hakemi uyarmayan yan hakemin dayaklık olduğunu da belirtelim.


Milli takım arası öncesinde, Fenerbahçe'nin sakatlarının dönmesi için zaman kazanması açısından bu maç daha da değerliydi. Dahası Real Madrid eşleşmesi döneminde puan kaybetmesi muhtemel olan Galatasaray ile puan farkı korunmuş oldu. Şampiyonluk düğümü sondan bir önceki hafta oynanacak derbiye kadar çözülmeyecek gibi görünüyor. Webo ve Emre'nin olabilecek en kısa zamanda sahalara geri dönmesi Fenerbahçe'nin yarışı son ana kadar kovalama şansını bir o kadar artıracaktır.


https://twitter.com/Oguzarpsatknsn
            
            

             
           

12 Mart 2013 Salı

Emre Avrupa'da Haftanın 11'inde!


           Emre Belözoğlu Bursaspor maçındaki 22 dakikalık performansıyla, La Gazetta Dello Sport'un yaptığı haftanın en iyi onbirine girmiş.


           Her oyuncu için başlıklar kullanan gazete Emre için 'deha' başlığını kullanmış. Sahada ışıl ışıl parlıyordu adeta! Bu Emre varlığıyla Uefa Kupası yolunda çok büyük silah olabilirdi yazık oluyor!

11 Mart 2013 Pazartesi

Fenerbahçe Yola Devam Ediyor!



                 Fenerbahçe, Galatasaray'ın Gençlerbirliği'ne yenildiği,Beşiktaş'ın Trabzonla berabere kaldığı haftada, Kadıköyde maça sıkça olduğu gibi, yediği erken golle (1-0) geride başladıysa da, maç bittiğinde skorboard'da Fenerbahçe (4-1) Bursaspor yazıyordu.

                 Maç başlar başlamaz görüldüğü üzere, Aykut Kocaman eksiklerin yerine ve rotasyona gitmek istediği pozisyonlara farklı oyuncular yerleştirmiş, dizilişler ilgili herhangi bir değişiklik yapmaya ise gerek görmemişti.                 

                 Sağbekte sakat Gökhan'ın yerine; Fenerbahçe kariyeri çok büyük ihtimalle sona ermek üzere olan Orhan Şam'ı değil, umduğumuz gibi Mehmet Topuz'u yerleştirmişti. Topuz daha önce bu mevkide oynadığı az maçta, Orhan'a göre çok daha iyi performans göstermişti.

                 Stoperde formunu yükseltmeye başlayan Egemen'i değil, favori oyuncularından Yobo'yu sahaya sürdü. Hoca Yobo'nun tecrübesine ve oyun bilgisine çok güveniyor. Ben formsuz bir sezon geçirdiğini düşünsem de, yoğun eleştiri yapılabilecek bir durum da değil.   

                 Forvette yine sakat olan Webo yerine Semih Şentürk'ü sahaya süren Aykut Kocaman, elbette solda Caner'i oynatıp Sow'u da en öne atabilirdi. Ancak önde Sow'un top tutma özelliği, Fenerbahçe'ye çoğalmak için yeterli süreyi sağlayamayabiliyor. Evet Sow gezgin oynamadığında, bulduğu pozisyonları gole çevirme ortalaması daha yukarılarda oluyor. Ama hocanın takım oyunu anlamında ne yapmak istediğini anlamak gayet kolay geliyor bana..  

                 Solbekte bugünün tercihi, son maçta kadroda dahi olmayan Hasan Ali Kaldırım'dı. Hasan Ali'nin bu akşamki temposuna bakılırsa dinlenmek iyi gelmiş. Ben dinlendirilerek oynatılmasına, maça göre Ziegler'le çıkılmasına karşı değilim. Benim anlamakta zorlanıp itiraz ettiğim, Ziegler oynadığında Hasan Ali'nin maç kadrosunda da olmuyor olması.    

                Batalla'nın Fenerbahçe savunmasını uyutan şık pasını, Sestak Volkan'ın yanından ağlara yollayınca, herkeste doğal olarak 'Yine mi yahu?' tepkisi oluştu. (0-1) 

                Bu erken gelen golün havasından tribünler de takım da çabucak arınırken, bu havanın dağılmasında Emre Belözoğlu'nun rolü büyüktü.    
                              

                 Dk 12'de topu alan Emre yakaladığı şut pozisyonunda önce şut atmadı, çekip düzelttiği topta hem karşısındaki oyuncuyu ekarte etti. Hem de çalım sonrası harika bir ayak içi vuruşla ağlara yolladı. (1-1)
               
                 Golden sonra Fenerbahçe belirgin bir baskı kurmakta zorlandı. Bunun başlıca nedeni Semih'e yollanan topların duvara çarpmış gibi geri gelmesiydi. Ligin ilk devresinin sonlarında toparlanma emareleri veriyordu. Anlaşılan Webo transfer edilip, onbire yerleştirilince oynayacağına olan inancını yeniden yitirmiş, bırakmış kendini. Ne top tutabildi, ne de yavaş bile olsa koşması gerektiği kadar koşabildi.

                 Emre'nin sahanın her yerindeki oyun keyif veriyordu ki sakatlandı. Oyundan çıkmak istediğini söyledikten sonra, bir duran topu zekice hızlı kullandı. Kaleciyle karşı karşıya kalan Kuyt'ın sağ dış vuruşu yan direkten geri geldi. Kaçan bu gol Emre için 23 dk içinde bir gol, bir asistlik muazzam istatistik olacaktı. Dahası oyunuyla herkesi ateşleyip, öne doğru baskıda öncü oluyordu. Sorunlarından arınıp takıma dönen Emre, Fenerbahçe için 'çöldeki vaha' gibi oldu hakikaten!

                Bu pozisyon sonrasında, sağ çaprazdan Cristian'la ve kaleye dönerek yaptığı vuruş Scott Carson'da kalan Sow ile 2 ciddi pozisyon yakalandıysa da gol olmadı.

                Emre'nin yerine giren Mehmet Topal, Meireles'i biraz öne atıp savunmanın önüne yerleşti. Burada Bursaspor'un sihirbazı Batalla'yı kontrol eden Mehmet, doğal olarak hücuma Emre gibi katkı veremedi. Cristian uykudaydı, Meireles de kendini ön alanda sorumluluk almakta pek zorlamıyordu.


                Fenerbahçe'nin ilk yarıdaki temposu, yoğun maç trafiği akıllara gelince düşecek diye düşündüm. Bu nedenle yüksek tempo anlarında goller gelmemesi, Kuyt'la direğe takılan pozisyonun gol olmaması, ilerleyen anlarda tempo yapan takım düşeceği için, maçı çevirmeyi zorlaştıracaktı.

               Bursa Musa Çağıran'la uzaktan etkili bir şut çıkardıysa da, son dönemin güven aralığı düşük seyredeni Volkan Demirel, topun ağlara gitmesine izin vermedi. Devre arasına (1-1) lik eşitlikle gidildi.
                
               
               İkinci yarıya beraberlikle giren Fenerbahçe, devre arasında uyarıldığını sandığım Meireles başta olmak üzere daha derli toplu oynayarak başladı. Meireles geldiği zaman sergilediği, boşa çıkıp top isteyen, yardımlaşan anlayışına geri döndü. Ödülünü de Scott Carson'la beraber Sow'un yükseldiği top sekip önüne düşünce, kaleye yolladığı topun gole dönüşmesiyle aldı. (2-1) Golde Scott Carson'a faul yapıldığı yönünde itirazlar olduysa da hikaye. Ancak top Carson'dan değil de, yükselen Sow'dan sektiyse pozisyon ofsayt. Ben tam olarak seçemedim.

             Caner'in günün kötüsü Semih'in yerine girmesi, solda hırpalanan Sow'un Semih'in boşalttığı alana geçişi maçta bir diğer dönüm noktası oldu. Yediği 2'inci golle birlikte defans güvenliğini azaltan Bursaspor karşısında, Caner sorumluluk aldı. Oyuna girer girmez gamsız Cristian'a alan kapatması için uyarılar yaptığı gibi, doğru alanlara iyi gitti, takımı da gol pozisyonuna sokan organizasyonları hazırladı. 

              3-4 maçtır Duracell kimliğini tekrar kazanan Dirk Kuyt, Caner'in soldan ortasını iyi takip ederek, arka direkte zor açıdan topu ağlara yuvarladı. (3-1) Kuyt bugün sahanın her yerinde diri, yardımsever ve hırslıydı. Ben basit pas hatalarından dolayı sıkça kızsam da, bugünkü haliyle her takımın arayıp bulamadığı bir futbolcu. Çıktığı hava toplarında dengeli kalıp, sıkça da mücadeleyi kazanan oluyor. Birebir oyunu da pas kalitesi gibi çok üst düzeyde olmasa da, yüksek oyun bilgisi takıma pozisyonlar hazırlamasına yetiyor da arıyor bile. Dahası yaydığı enerji takıma Emre'ninkine benzer bir etki de yapıyor. Ben sahada olsam Kuyt'tan utanır, bir an olsun duramazdım.

              İlk yarım saat hariç, maçın 3'te 2'sini idare ederek geçiren Cristian Baroni, bir daha maça döndükten sonra kalitesini gösterdi. Son dakikalarda Sow'a attığı ara pası Moussa Sow ağlara yollayınca, günü asistle tamamlamış oldu. Ben sürekli istikrarsızlığından şikayet ettiğim Baroni'den yine memnun değilim. Bu şekilde onbirde oynamayı hak etmiyor. Ben olsam bu Baroni'yi 'Genç Semih' rolüyle 60-70'ten sonra oynatırım. Bugüne kadar izlediğim 'Genç Baroni' bu şekilde hep daha fazla verim ve arzuyla oynadı.

              Bu arada ilk yarım saatte müthiş tempo yapan takımın, oyunun ilerleyen bölümünde yukarıda bahsettiğim gibi temposunun düşeceğine inanmıştım. Ancak takım beni net bir şekilde yanılttı. Haftada 3 maç yapan bir takımın, şu anda gösterdiği fizik kalitesi muazzam. Bunlar için Aykut Hoca'yı ciddi ciddi tebrik etmek gerek. Rotasyon uyguladığı takımda bir çok oyuncunun hazır olmasını sağladı. Takım hala 3 kupada da hedefi kovalamaya devam ediyor. Belki Krasic ve Stoch üzerinden eleştirenler olabilir yine de. Ama Krasic bugün maç kadrosundaydı. Stoch'un ise sağa çekerek attığı şutlarla, yiyecek ekmeği kalmadı buralarda. Sezon sonunda Abbas Passenger denilir.

                      

25 Şubat 2013 Pazartesi

Kara Deryalarda Bir Fenersin!

       
        Fenerbahçe'de ilk onbiri beğendim. Takımı zor duruma düşürmüş Meireles dışında, hafta içi kupa maçı da olduğu düşünülerek iyi bir onbir seçilmiş! Aslında Meireles tercihi de şampiyonluk yarışında ihtiyaç duyulacak bir oyuncuyu kazanma gerekliliği bakımından anlaşılır.

        Stoch'un 11 de olması elbett ki sürpriz, ben olsam oynatmazdım sanırım. Ancak hocaya kamuoyu ve bir kısım taraftardan bu adamı kazan baskısı var. Aykut Kocaman da deniyor, hani olmaz ya olsa da birkaç maç futbol oynarsa satıp kurtuluruz bu gereksizden' diyor. Öyle diyor olmalı!

       Sow Bate maçı öncesi bir sakatlık geçirmişti. Maça yetişmesi beklenmezken 1 gün idman yapıp maça çıktı. Kendisi de maçtan önce yoğun maç temposundan etkilendiğini, maça yetecek kadar fit duruma gelemediğini söyledi.


      Maça golcüsü Kalu Uche'nin penaktı golüyle başlayan Kasımpaşa, o dakikadan sonra futbol oynamayı hiç düşünmedi. Golden hemen sonra,'Andres Isacksson bir Kadıköy klasiği olan 'topu oyuna sokmamakta direnen kaleciler' kervanına katıldı.

      Diğer oyuncular da top Fenerbahçe'deyken topla karışık faullü oynayıp, top kendileriyken de sürekli yere düşüp yerden kalkmadılar. Bu beni hem sinirlendirdi, hem de daha maçın başında Fenerbahçe'nin kazanacağını düşündürdü.

      İlk yarı Kuyt,Hasan Ali,Gökhan Kuyt ikilisiyle sürekli kanatlardan zorlayan Fenerbahçe, topu Webo'yla buluşturamadıkları gibi, seken topları da arka direkte Ne Stoch ne de Kuyt bitirebildiler.

      Stoch zaten oralara girmez, ikiye bir yapmaz, top kapmaz, pas almaz, pat atmaz, topu sağa çeker şut atar! Artık bunu görmeyenimiz yoktur sanıyorum. Gerçi kanat değiştirdiği bir ara sağdan güzel bir orta yaptı bugün. 'Eşeği öldürelim hakkını verelim'.

      Fenerbahçe Emre, Mehmet Topal ve Meireles'le ceza sahası dışından birkaç kez yokladıysa da çerçeveyi bulamadı.

      İdeal orta saha üçlümün bu olduğunu, daha önce de söyledim. Meireles tam olarak güçlü görünmese de, istekli ve aklı başında bir görüntü verdi. Umarım mental sorununu kalıcı olarak çözmüştür ve üzerine koyarak devam edecektir. Soyunma odasına 1-0 Kasımpaşa üstünlüğüyle gidildi.

       İkinci yarıda ilk ciddi pozisyonu Kasımpaşa buldu ancak atamadılar. Peşinden bir pozisyon daha bulan Kasımpaşa'nın mutlak golünü Gökhan Gönül önledi.

       Mehmet Topal'la Cristian'ı , Stoch'la da Sow'u değiştiren Aykut Hoca'nın hamleleri yerindeydi. Kuyt'ın pres gücü , zorlaması önemli gücünü de tekrar toplamış görünüyor.

       Hamleler sonrası daha hareketlenen Fenerbahçe'de Kuyt'ın indirdiği topu Pierre Webo ağlara yolladı. Bu Webo'nun Fenerbahçe'deki 4 lig maçında 3 golü Bu gollerin ikisi de galibiyeti getiren gollerdi.

       Dönüp vurmak isterken Sow'a yapılan penaltıyı hakem ilginç bir şekilde çalmadı.
 
       Golden sonra seyirci desteğiyle de artan baskı, 86'ıncı dakikada kullanılan korneri Yalçın Webo'yu düşürüp penaltıya dönüştürene kadar gol getirmedi.

       Penaltıyı Isacksson'u terse yatırarak gole çeviren Emre'nin her halinde 'maçı çamur hale getirdiniz, ama olmadı işte kazandık' ifadesi vardı. Statta herkes de onun gibi hissediyordu.

       Maç bitecekken, Fenerbahçe kalesinde gol aramaya gelen Isacksson'un bomboş bıraktığı gol Sow için hoş bir ikram oldu. 3 golle zor gece Fenerbahçeliler için mutlu bitmiş oldu.    


       Maçtan sonra küfürlerden yakınan Şota Arveladze'ye de 'şimdiye kadar takımlarını hep pozitif oynatırken, bugün neden farklı bir anlayışla oynamışlar?' onu sormak lazımdı sanki.

daha fazla fotoğraf için buraya tıklayabilirsiniz

18 Şubat 2013 Pazartesi

Baroni'nin Trabzon Sevgisi

        Maç müthiş tempolu başladı İlk dakikada Sow'la Fenerbahçe, İkinci dakikada da Adrian'la Trabzon mutlak gollük pozisyonları değerlendiremediler!

         7. dakikada Bekir'in kısa düşen geri pasına kayarak yerden vuran Volkan, kaleden oldukça uzakta kalmıştı, top solak Adrian'a düştüğünde gol olacağını düşündüm. Neyse ki kaleye giden topu Egemen çizgiden çıkararak, hem Volkan'ı hem de Bekir'i kurtarmış oldu.


        Adrian Mjerzejevski dar alandaki yetenekleriyle, başa bela olacak gibi görünüyordu ki; Fenerbahçe'nin golü geldi. Sağdan Kuyt'ın ortasına ayağını sokacakken, kalecinin de müdahale etmesiyle topa istediği gibi vuramayan Sol Bamba, topu kendi ağlarına yolladı.

        Kaleye giren topta Sol Bamba'nın 'Ben seni görmedim, neden konuşmuyorsun?' dediği vücut dilinden anlaşılan Sol Bamba değil, golün hatalısı kaleci Onur Kıvrak idi. Üstüne bir de elini uzatan Sol Bamba'ya elini uzatmaması, hem saçma hem de çirkindi. Yakışmadı. Bu pozisyondan sonra, bana göre Onur'un da tepkisiyle iyice oyundan düştü.

        İlk golden sonra Fenerbahçe oyunu tamamen devraldı. Özellikle Trabzon'un çizgiden çıkan pozisyonundaki başrol oyuncularından Bekir, çok moralli ve olgun bir oyun sergiledi. Fenerbahçe'de sürekli oyununu geliştiren tek adam Bekir olabilir.


        Trabzonspor takımı plansız bir araya getirilmiş futbolcular grubu Bilhassa orta sahada oyun sertliği getirecek oyuncu sıkıntısı var. Tolunay Kafkas da bunu gördüğü için Serkan Balcı'yı oyun sertliği ve mücadele gücü katması için orta sahada kullandı. Hatırlanacaktır ErsunYanal Serkan Balcı'yı Gençlerbirliği'nde böyle oynatırdı. Açık oynayan takımı topu kaptırdığında, Serkan Balcı kapan oyuncuyu yakalar, ya topu alır ya da faul yapardı. Bugün oyunun ilk bölümünde; Serkan Balcı başta olmak üzere, diğer oyuncular da ilk golü yiyene kadar Tolunay Kafkas'ın dediği gibi sert ve dirençli oynadılar.


        Emre'nin olgun oyunu, Mehmet Topal'ın iyi duvar olduğu takımı, hem paslarıyla hem de zaman zaman driplingle öne çıkaran Bekir, Afrika tatili uzayan Yobo'nun falan önünde.

        Emre'nin oyun kalitesi anlamında vereceklerinden bugüne kadar bolca bahsettim. Ancak geri dönüşünden sonra, 'futbol topuna daha fazla odaklanmış' görüntüsü beni mest etmeye başladı. Bugün savunmada hücumda etkin rol oynarken, ne hakemle ne de rakip oyuncuyla da ilgilenmedi. Bu şekilde devam ederse, dönerken söylediği gibi gitmesi de şimdi dönmesi de doğru olmuş olacak! Şampiyonluğun anahtarı saha içinde arkadaşlarını yönlendirmesiyle, kazanma isteğiyle, pas kalitesi ve dinamizmi ile Emre'den geçiyor gibi.

        Bekir'in dışında 2 hafta sonra dönen Hasan Ali, hep canı isteyince oynadığı, istemeyince oynamadığı için eleştirdiğimiz Cristian çok iyi top oynadılar. Trabzon deplasmanlarının gerginliği, hatta belki de Emre'nin yenilmekten hoşlanmadığını ona hissettirmesi etkiliyor! Bugün de sıkça rakip ceza alanına giren, arkadaşlarıyla yardımlaşan arzulu bir oyun oynadı. 27. dakikada uzaktan vurup ağlara gidince, Trabzon'da bir maçı daha golle geçmiş oldu.

        Baroni'nin Spor Toto Süper Lig'de , 114 maçta 14 golü var. Bunların 3'ünü geçen yıl ve bu yıl Trabzon deplasmanın da kaydetti.

        Kuyt'a da yenilgi sonrası selamladığı tribünlerden gelen protesto iyi gelmiş. Bate maçı ve bu maçta hem fiziksel olarak daha iyi göründü, hem de zaman zaman çıldırtan pas hatalarından arınmıştı. Hafta içi yaptığı açıklamada ''Taraftar tepkisine kızmıyorum, sadece onlar da ben de aynı şeyi, kazanmayı istiyoruz. Bunu bilmeliler.'' demişti! ''Performansımın biraz düştüğünü biliyorum, ama düşüşler olabilir, yapmam gerekenin daha fazla çalışmak olduğunu biliyorum.'' da diyerek önemli bir profesyonellik anlayışı olduğunu ortaya koymuştu.

            2-0 biten ilk yarının ardından Tolunay Kafkas Yasin'i ve günün şanssızı Sol Bamba'yı soyunma odasında bırakırken, yerlerine Soner ve Alanzinho'yu aldı. Bu değişiklikler sonrası Serkan da önceki maçlardaki gibi sağbeke döndü.

            Oyun ve skor olarak rahat olan Fenerbahçe'de önce Sow-Caner ile 65'inci dakikada da , hafta içi yorgunlarından bir diğeri Webo Semih'le değişti. 

             Fenerbahçe'de günün en iyilerinden Cristian Baroni 52'de, sol tarafta aldığı topta arkadan koşu yapan Gökhan'ı görüp ortaladı. Gökhan Gönül de ayak içini iyi koyarak topu filelere yolladı. Bursa'da eski günlerden esintiler sunan Gökhan'a dün twitterdan o performansını özlediğimi yazmıştım. Okumuştur okumamıştır bilmiyorum ama beklediğim Gökhan sahadaydı. Bol bol ön alana baskı yaptı, gol attı, geri koşup kademeye girmeyi de ihmal etmedi. Bu performanstaki Gökhan büyük silah oluyor! 
(0-3) 

            
           3. golden sonra Trabzon oyundan tamamen düşerken, Fenerbahçe oyunu tutmaya istediği gibi çevirmeye devam etti. Son bölümde Emre de Salih ile değişirken, Trabzonspor da Janko'nun yerine Emre Güral'ı soktu.

           Sahada tipinden bile kafacı olduğu anlaşılan Mark Janko'ya serbest atışlarda bile yüksek top atılmaması, hala Burak Yılmaz varmış gibi defans arkasına pas denemeleri de bir hayli ilginç. Janko'ya doğru dikilen tek top da Fenerbahçe kalesine ciddi tehlike olarak geldi oysa ki. 

            Galatasaray ile olan 6 puanlık fark korunurken, bunun deplasmanda Trabzon galibiyeti ile elde edilmesi daha da önemli.



          Trabzonspor taraftarı da Volkan Demirel ve Emre Belözoğlu'na isabet eden birkaç yabancı maddeyi attıysa da, agresiflikleri son dönemde alıştırdıklarına nazaran çok azdı. Demek ki insanları galeyana getiren açıklamalar yerine sağ duyu çağrısı yapılınca etkili oluyormuş.

          Asıl maça damga vuran olay karşılaşmanın hakemi Bülent Yıldırım'ın, kendisine çarpan top sonucunda oyunu durdurarak hakem atışı yapmasıydı. Ne yapmak istediğini ne futbolcular ne de biz izleyenler anlayamadık.







                                       Trabzonspor Fenerbahçe Maçı Fotoğraf Galerisi


4 Şubat 2013 Pazartesi

Fenerbahçe'de Formsuz Futbolcular Kesik Yemeli



         Spor Toto Süper Lig'in 20. haftasında Fenerbahçe,  evinde Sivasspor'u konuk etti. Hem Beşiktaş'ın hem de Galatasaray'ın puan kaybettiği haftada, bu önemli maçı 2-1 kaybeden Fenerbahçe, beni de diğer taraftarları da büyük bir hayal kırıklığına uğrattı. . Oysa maçtan önce Tribünlerde birleşme mesajları vardı. 
         Yeni transferlerle, bilhassa Emre transferinin herkese belli bir heyecan geldiği açıktı. 


         Aykut Hoca, maça yeni transferlerin tümünü kullanarak başladı. Bana göre geçen hafta Atletico Madrid'de ilk onbirde oynayan Emre'nin ve Webo'nun oynaması ilginç değildi. Ancak aylardır maça çıkmayan Ziegler'in ilk onbirde çıkması büyük sürprizdi. Ona dair ilk gözlemim kilo almış olduğu! Maçın ikinci yarısı oyundan düştü. İlk yarıda da sık sık koordinasyon sıkıntılarıyla sırıttı! Hızlı Grosicki karşısında, kilo fazlası olan, maç eksiği olan Zigler ile başlamak kumar gibi görünüyordu.

Yandaki dizilişle sahaya yayılmaya çalışan Fenerbahçe rakibi, fizikli Webo'dan başlayarak takım halinde rakibi presle bozmak ve ileride topu tutarak,forvet özellikli 3 futbolcusuyla vurmaktı. Arkadan gelecek Cristian ve Emre'nin de katılımıyla iyi bir fikire benziyordu. Rakip kaleye yakın oynamak, sonuç veriyordu. Bunu Gaziantep maçında gören ve kabul eden Aykut Kocaman şansını denemek istemişti. Tabii bu durumda daha önde yerleşmeleri gereken Egemen-Bekir ikilisinin performansları kritikti. 

         Sivasspor ise, klasik 4-2-3-1 dizilişiyle sahadaydı.Sağdan Kamil Grosicki, soldan Aatif Chahechoue, ortadan Erman Kılıç ve en öndeki Michael Eneramo ile oyuna başladı. Seri kanat oyuncularıyla hızlı çıkmaya çalışacaklar,Eneramo da güçlü fiziğiyle top tutacaktı. 

         Ben 11'leri gördükten sonra, maçı Fenerbahçe'nin 3-0 ,3-1 gibi net bir skorla kazanacağını düşündüm. Düşüncemin sebebi de bu senenin en coşkulu tribünlerinin statta olması, Emre'nin katacağı dinamizm ve futbol aklı, Webo'nun büyük hücum sertliğini büyük ölçüde artıracak olmasıydı. Sivasspor'un da deplasman başarısızlığı söz konusuydu
. 
        
         Maç başlar başlamaz, Fenerbahçe tüm gücüyle Sivas'ın üzerine gitmeye başladı. Moussa Sow , sol açık gibi başlasa da fazlaca içeriye giriyor ve Ziegler'e sıkıntı yaratacak gibi görünüyordu.

         Fenerbahçe daha ziyade sağdan hücum ettiği ilk dakikalarda, topu ya içeriye aktaramadı, ya da Webo ve Sow iyi pozisyon alamadılar. İlk maçına çıkan Emre ve Meireles umulan dinamizmi kazandırmazken, baskı kurulan zamanlarda da ceza alanına koşu da yapmadılar.

         Sivasspor ilk 5 dakikada şuursuz Fenerbahçe baskısı varken, uzun oynadıkları topları Eneramo ile tehlikeli olmayı deniyordu. Bekir ve Egemen'i ilk dakikadan itibaren hırpalayan Eneramo, uzun topları tutacak gibi görünüyor, ama Fenerbahçe baskısıyla fazlasıyla geride kalan Sivasspor ileride çoğalamayacaktı..

         Fenerbahçe önde yaptığı güçlü baskının vermesini bekleneceği oranda, pozisyon fazlalığı yakalayamıyordu
.  Dirk Kuyt da haftalardır olduğu gibi etkisiz bir performans sergiliyordu.

         Sivasspor'un maçta kaleye gönderdiği ilk şut gol oldu. Sol çaprazda topla buluşan Eneramo'ya eskort eden Bekir topa vurdururken, Volkan yine yenmeyecek bir açıdan yenmeyecek bir gol yiyerek,formsuzluğunun sürdüğünü göstermiş oldu.(1+0)

         Aykut Hoca'nın maç sonu Türkiye'nin en iyi kalecisi olduğunu söylediği, Volkan konusunda hocayla hemfikirim. Ancak defalarca söylediğim gibi kötü durumda ve şu an oynadığı oyun, Fenerbahçe'deki diğer 2 kalecinin de verebileceğinin oldukça altında!

        Golden sonra Fenerbahçe, taraftarın da coşkuyla süren desteğiyle birlikte, baskıya devam etti. Sow'un düşürülmesi sonrası kazanılan penaltıda, Kuyt üst direğe nişanladı. Ben Kuyt topun başına geçince şaşırdım, atamaz dedim atamadı.  'Takımdaki penaltıcı Kuyt olarak mı belirlenmiş?' 'Yoksa Alex sonrası yeni penaltıcı belirlenmedi ve Kuyt kendi kendine mi topun başına geçti?' diye merak içerisindeyim. Ben kendi adıma Kuyt'ın Fenerbahçe'nin ilk beş penaltcısından biri olamayacağını düşünüyorum. Her ne kadar Liverpool'da Steven Gerrard olmadığında penaltıları Kuyt atıyordu dense de.

        Genel olarak Fenerbahçe'nin duran toplarda sorun yaşayacağı apaçık ortadaydı. 
Penaltıcı, frikikçi, korner atan etkili bir ayak yok Fenerbahçe'de! İlk yarı bir sürü korner kazanıldı, ama bu kornerleri kullanan Emre Belözoğlu'nun bunu pek de iyi yaptığı söyleyemeyiz. 

        Fenerbahçe'nin yine bu duran toplarda etkili olacak bir de savunma oyuncusuna ihtiyacı olduğu açık. Lugano sonrası duran toplarda rakip kalede etkili bir defans oyuncusu takıma kazandırılmadı. Egemen zaman zaman topa vursa da , genelde topu havaya dikiyor. Aslına bakarsanız sadece gol anlamında da değil, Fenerbahçe'nin her hangi bir özelliğinin fazla öne çıkmasıyla, fark yaratan tek bir stoperi yok.
    
        İkinci yarıya Fenerbahçe ilk yarıda başladığı gibi başladı, Meireles biraz daha geride bırakıp, kalanlarla yükleniyor ve ortalar, taçlar, uzun paslar ile rakibini sarsıyordu. Yine kenardan gelen Ziegler ortasına kafayı vuran Webo durumu eşitledi. Golde, rakip ceza alanında 3 Fenerbahçeli vardı: Kuyt, Sow ve Webo. Bu üçlünün dışında, kaleye en yakın adam 30 metre civarından ortayı yapan Ziegler idi. Yani seken topu yine bir Sivasspor oyuncusu olacaktı. Bu orta sahanın pozisyon alma sıkıntıları net gösteriyordu . Sayısız kornerden hiç bir sonuç çıkmaması alarm niteliğinde. 

         Maçın devamında müthiş eforlu oynayan Webo yoruldu ve çıktı. Yerine giren Semih, son maçlardaki oyuna etki eden performansını sergileyemedi. Evet Webo forma buldukça, ciddi katkı verecek bu belli! Ama Semih'in yükselen performansını da durduracağı da kesin gibi..

        Kalan sürede Fenerbahçe baskısı skoru getirmezken, sakatlandığı gerekçesiyle çıkmak isteyen, ama Sercan Yıldırım çıkınca oyunda kalan Eneramo kafayla topu Fenerbahçe ağlarına yolladı. Aynı Eneramo bütün maç Egemen'i ve Bekir'i fiziğiyle ezip geçti. Biraz daha yetenekli ayakları olsa bambaşka bir seviyenin oyuncusu olabilirdi bence.

       Sow'un da henüz sol açıkta Niang performansı sergileyemediğini söylemeliyim. Ceza sahasında buluştuğu hemen her topu kaleye yollayan bu futbolcuyu, yandan forvet olacağı sola atmak da ne kadar mantıklı bilemiyorum.

          Sivasspor'da kaleci Borjan, topu oyuna sokma kabiliyetiyle dikkat çekti! Bir de topu oyuna sokmamak için yaptığı numaralarla. Kadıköy'de kalecilerin topu oyuna sokmamasına sürekli olarak, kart vermeyerek müsaade ediliyor. Sivasspor'un tüm futbolcuları da, alakasız alakasız pozisyonlarda kendilerini yere bırakarak zaman çaldılar. Fifa ve Uefa'nın kesinlikle bu eylemler karşısında bir plan yapması gerekiyor.

         Mehmet Topal ve Hasan Ali'nin maç kadrosunda bile olmamaları bir başka şaşkınlık sebebi. Bugüne kadar genel performansları kesinlikle 18 dışında kalacak düzeyde kötü değildi! Ayrıca sol bek çıktığında, oyuna Caner girmez bunu defalarca söyledik. Sırf bu yüzden bile Hasan Ali kadroda olmalı. Caner bu bölgede, belki paf takımın sol bekinden önce tercih edilebilir, o da belki. 

        Topal'a gelince yine daha önce söylediğimiz gibi, artık stoper rotasyonunda da düşünülmesi gerektiğini düşünüyorum. Cristian'dan ziyade Salih, Egemen yerine de Serdar tercih edilmeli. Ziegler de hazır değil, ikinci yarılarda , kupada forma vererek maç temposu kazandırılana kadar, forma Hasan Ali'nin olmalı!
     
       Maç sonu Sefa Kalya'nın grubu ''Çıkmıyoruz'' sloganı sonrasında statta kalarak, Aziz Yıldırım'ı istifaya çağırdı, başka gruplardan da kalanlar oldu. İstenen sonuçlar gelmedikçe, büyüyecek tepkiler bunlar. Bir an önce seri galibiyetler gelmeli, yoksa Fenerbahçe'yi hiç iyi günler beklemiyor gibi!